www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

DENEME sokağı

Telif Hakkı Sahibi: BERİL

YORGUN GÖZLERİN KAPANDI GÜNEŞ BATARKEN


Menekşe Gözlüm, yılların yorgunluğunu ve eşini erken kaybetmenin verdiği izleri derin taşırdı yüzünde. Ama var ya, hani var ya, bize  kalmaya gelirken, yanında taşıdığı  hantal, kahverengi valizi gerçekten müthişti çünkü içinde mutlaka  torunlarını mutlu edecek armağanlar olurdu. Bizler, hacıyolu gözler gibi gözlerlerdik o valizi! Ay pardon, anneannemizin elişini. Benim ilk  oyuncağım,  sırtından kurulunca süt içen bebekte onun armağanlarından sadece biri. 

“ Kadriye! ” diye seslenirdi yardımcısına.  “ Eğer ben ölürsem, evde de Gülter olmazsa, sakın korkup kaçma kızım. Beni yalnız bırakma e mi? ”  “ Merak etme bırakmam teyzem ” diye yanıtlardı her seferinde Kadriye. Menekşe Gözlüm, seksen dokuz yaşında, Alzheimer hastasıydı. İki yaşında annesini kaybetmiş… Bu yüzdendi, ne zaman bir anne ve kızı, karşısında sarmaş dolaş görse kızması. “ Bizim zamanımız böyle miydi?  Hiç büyük küçük dinlemiyorsunuz.  Ne o öyle şap şup? ” Sonra yüzünü garip bir acı kaplar, menekşe gözleri buğulanır,  “ Ben hiç anne sevgisi, kokusu nedir bilmem. Belki de siz haklısınız! ”  diye özür dileyen bir edayla başlardı fısıltı halinde  konuşmaya.  Elinde dedemin yadigârı akik tespihi, tâ belinden başına kadar öne arkaya yaylanarak duaların arasına sıkıştırırdı, içinde ukde kalanları. …
     

“ Onatlısında gelin oldum, Yirmisinde Yıldız’ ımı toprak aldı. Anne acısını bilemedim. Ama evlât acısı neymiş öğrendim! Yeşer geldi dünyaya, gönlüm yeşerdi. Sonra Gülter. Gül açtım yeniden yediveren gibi. Sonra da Üstüngel… Bismillâhirahmanirrahim, elhamdülillâh, elhamdülillâh, süphaneke… ” dalıp giderdi. Tespih bir tur olunca önünde duran çay tabağından bir  kibrit çöpünü alır, bir  diğer çay tabağına bırakırdı sessizce.. “ Babanız da vakitsiz gitti. Tam gün yüzü görecektim ki... ” 

Kırk yaşında dul kalmış, altmışına  kadar üç kızı arasında göçebe kuşlar gibi gezmiş. “ Bir göz oda bir salon olsun, yeter ki kendi evim olsun” diye dua ederdi Tanrı’ ya. Tanrı ona istediği gibi bir ev verdi. Minik bir bahçesi, bahçesinde limon ağacı ve hercai çiçekleri… Gözü gibi bakardı onlara. Limon mevsimi gelip de ağaç çiçek açınca pek bir keyiflenirdi. Her sabah sade kahvesini bu limon ağacının karşısına geçerek içer; “ Bak bak!  Sol tarafta iki tane var.  Hah, bir de sağdaki dalda… Â, yukarda da var... Hey Allah’ım, nelere kadirsin! Şunların güzelliğine bakın kızlar ” diye seslenirdi oturduğu koltuktan içeriye. 

Bu sabah valiz yine hazırlandı. Kefeni, havlusu, gülsuyu, Kur' an’ ı, başının tülbendi ve camiye hediye edilecek bir namaz halısı… 

Bir ayını dolduracaktı bu gün yoğun bakımda. Her gece yalvardım Tanrı’ ya acı çekmesin diye. Makineye bağlamışlardı, morfinle uyutuyorlardı acı hissetmiyormuş öyle söyledi doktor kuzenim. Dün seni gördüğümde solmuştu menekşe gözler. Vazgeçti artık direnmiyor dedim içimden. Yorgun gözlerin kapandı güneş batarken. Belki de annenlesin şu an. Ona iyi sarıl Menekşe Gözlüm hasret bitti…

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 104. haftanın 18.09.2006 / 24.09.2006  konusu: İKİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST

: BERİL,  13.10.2005,                                                    diğer bir deneme için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt