DENEME sokağı
Telif Hakkı Sahibi: Tülay İLARSLAN
KUŞLARI ÜRKÜTMEDEN
|
Yol
nihayet bitti. Gece olmuştu. Arabadan indik. Bahçenin demir kapısını açıp beton
yoldan arka kapıya doğru ilerledik. Güzel bir yaz gecesiydi. Mutfaktan arka
bahçeye soluk bir ışık yayılıyordu. Balkonun merdivenlerine gelince yukarı
çıkmadan koyu karanlıkta bahçede dolaştım. En köşede duran kızılcık ağacına
dokundum. Ağacın arkasında, bahçe duvarı boyunca aralıklı olarak sıralanan dört
çam ağacını süzdüm. Başımı geriye atarak göğe doğru yükselen dallarına baktım.
Çamların dalları arasından parıldayan yıldızlı gökyüzü, " Bak ne kadar
ulaşılabilirim, biraz daha yüksel ayaklarının ucunda, dokun bana… " der gibiydi.
Küçükken bahçe duvarına çıkıp boyuma en uygun olan kızılcık ağacının üzerine
tırmandıktan sonra keyifle etrafı seyredişim; daha dün gibiydi sanki! Mutfak penceresi açıktı; yürüdüm ve içeriden babam ve ablamın konuşmalarını duydum. Ablam bir kaç gün önce gelmişti. Cama bir çam kozalağı attım. Önce elimde tuttum kozalağı, kuru, hafif ve sert kozalak cama çarpınca, açık duran pencerenin ardından babamın yüzü göründü; karanlık bahçeye doğru baktı. Tam o sırada seslendim. Biz geldik diye… Çoktan kapı açılmıştı bile. Evin içine girince babam, ablam, duvarlar, eşyalar hep birden sarmaladı bütün benliğimi. İşte bu bendim. Kendime en yakın, bulunduğum yere en yakın. Şimdi geride kalan her şey uzak… Arkamdan valizleri taşıyan eşim ve oğlum geldiler. Buradan çok uzakta yaşasam da ailemle, şimdi yine buraya aidim onlarla birlikte... Bu anların sonsuz derinliğindeki mutluluk her hücreme nüfuz ediyor.Derin bir uykuya dalıyorum annemin yün yatağında. Yumuşacık yastıkların üzerinde, bırak pencere açık kalsın diyorum eşime. Sabah kulağıma gelen kuş cıvıltıları ile uyanıyorum. Önce nerede olduğumu çıkarmaya çalışıyorum. Uykunun mahmurluğu bir süre gözlerimi açmama izin vermiyor. Gözlerimi açabildiğim andan itibarense, odaya yayılmış olan güneş ışığı ve yemyeşil yapraklı elma ağacının pencereyi saran görüntüsüyle hızla dağılıveriyor mahmurluğum. Evdeyim. Hızla kalkıp pencereye koşuyorum. Burnumu hâlen açık duran pencerenin teline dayayıp dışarıya bakıyorum. Bahçede kuşların düğünü var sanki. Bir an ellerimi çırpıp küçükken olduğu gibi kuşları ürkütüp hepsinin ağaçtan kaçışını izlemek istiyorum. Nasıl da keyif verirdi küçükken bir el çırpışımla, onca kuşun kanat çırparak aynı anda, aynı yöne havalanıp uçmaları ve bunu yapanın ellerimden çıkan sesin olduğunu hayretle keşfetmiş olmam! Hoş havalandıktan sonra hemen karşı bahçedeki elma ağaçlarının üzerine konup kısa bir süre sonra tekrar geliyorlardı ama olsun çok hoşuma gidiyordu bu! İçimde kuvvetle aynı istek uyandı. Ellerimi açtım; tam birbirine vuracakken, birden bu ellerin aynı eller olup olmadığı konusunda kararsızlığa düştüm. Bu eller artık bir yetişkinin sorumluluk sahibi, uzaklarda yaşayan, kuş seslerini aylardır bu kadar yakından duymayan ve bir ağaca bu kadar yakın uyanmayan birisinin elleriydi. Oysa bu kuşlar hep buradaydı. Bu ağaç yaşlanmıştı ama hâlâ kuşlara ev sahipliği yapmaya devam ediyordu. Hayır, bu ellerin hakkı yoktu, onları ürkütüp, havalanışlarını haince seyretmeye. Tam bu sırada babamın sesini duydum, " Hey…, tembeller, güneş çoktan doğdu, kahvaltı hazır! " diye sesleniyordu. Neşe içinde kahvaltıya oturduk. Fırından sabah çıkmış, yöreye özgü cevizli ve haşhaşlı pidelerin lezzeti eşliğinde, hoş sohbet kahvaltımızı bitirdik. Bütün gün bahçeden eve, evden bahçeye, bodrumdaki eski eşyaların serinliğinden, güneşin sıcaklığına sarhoş gibi dolaşıp durduk. Sonunda akşam oldu. Güneş ve kuş sesleri kayboldu. Tekrar yıldızlar göründü gökyüzünde. Evin balkonunda sessizce otururken, uzak bahçelerden hüzünlü puhu kuşunun sesi yayıldı birden; yalnızdı, serçelerin aksine. Onu hiç görememiştim. Nasıl bir kuş olduğunu, ancak hayvanlar ansiklopedisinden tanımıştım. Çok yakında olduğunu bilmeme karşın hiç görememiş olmak çocukluğumdaki kadar üzdü beni yeniden. Tam olarak nerede bulunduğunu ve nasıl bir canlı olduğunu hep merak eder, sorar dururdum. Bir keresinde babam karşı çaprazımızdaki bahçedeki dev bir köknarı göstererek, " işte orada yaşıyor " demişti. Gözlerim oraya çevrildi. Ağaca bakmak istedim kuşu görebilecekmişim gibi, kocaman bir apartmanın ışıkları görünüyordu ağaçların arasından. Gündüz hiç fark etmemiştim bunu. Bahçeye apartman yapılmış olsa da ağaçların hepsinin bahçeden yok olmadığına sevindim. Ağaç orada olmasaydı kuşun sesi gelmezdi bizim bahçeye. Ve düşündüm bir dahaki gelişimde acaba... aslında her gelişimde içten içe korktuğum... uzaklarda iken hayali ile yaşadığım... Doğduğum ev hep var olmayacak; biliyorum ama… Kuşları el çırpıp kaçırmadığım için o sabah, kutladım kendimi... Söz verdim kendime, en kısa zamanda tekrar geleceğim, hem nasıl olsa havaalanı da açılmış artık yakınlara... Yolun uzaklığı bahane değil. Bindik mi dev kuşun kanatlarına... Ah bir de yüksekten korkmasam. |
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 97. hafta, 31.07.2006 / 06.08.2006 haftanın konusu: KUŞ OLUP UÇSAM
: Tülay İLARSLAN,
Temmuz 2006,