www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
DENEME sokağı
Telif Hakkı Sahibi: Yusuf YANÇ
EVLER
|
Uzun ince bir yolun başlangıcı. Dünyaya teşrif ettiğimiz, ilk mekân, evler... Köşklü, cumbalı, taraçalı, verandalı ya da sofalı. Bahçeli, bahçesiz. Bir, iki, üç, belki daha çok odalı... Ahşap, kârgir, taş, betonarme, kerpiç kerpiç üstüne konulan toprak evler. Çatılı veya damlı, damında loğ olan, birbirine dayanan, ya da aralıklı durup, minareler arasından birbirini gönülden selâmlayan evler. Bahçe, balkon, veranda ve terasında, bazen sofa ve merdiven eşiklerinde, özetle gerek görülen her yerinde yapma olmayan çiçekler. Tasa ekilen kokulu reyhanlar, gaz tenekesinde güller, hanımelileri, sayısız çeşit, cins ve şekilde, bir şeyleri hatırlatmak istercesine sıralı çiçekler… İftar sofralarının donandığı, sofradan sofraya ikram yolculuklarının yapıldığı, yemek pişerken, kendilerini de pişiren annelerimizin, ninelerimizin, yengelerimizin, hala ve teyzelerimizin yaşadığı mis kokulu evler… Teravih telâşı ve koşturmalarının yaşandığı, Kurban Bayramı geceleri misafir edilen, sabahında tekbir sesleri ile uğurlanan misafirler: BismillahüAllahuekber. O, güzelim mübarek sahipleri ile bütünleşen canlı dipdiri evler. Eşiğinden haramın girmesine müsaade edilmeyen, Tanrı misafirlerinin hoş karşılandığı, fakire sonuna kadar açık, ahşap nakışlı, bronz tokmaklı, düzgün, sağlam kapılı evler. Üzüntü ve neşeli günlerin yazılı olmayan, tarif edilmeyen bir gelenekler görgüsü içinde yaşayan, kimi gün mevlitlerin okunduğu, kimi gün gözyaşları içinde sakinlerinden birinin ebedi yolculuğa uğurlandığı, ya da yeni sakinlerinden birinin kulağına, ezanla isimlerinin fısıldandığı, bağırlarına basıldığı güzelim evler. Gelin kızların, bir başka eve elleri kınalı olarak yolcu edildiği, bir başka evden, sevinç ve heyecan ile kınası kutlu, ayağı kademli gelinlerin kabul gördüğü evler. Masal dünyasının en güzel sözlü nakışlarının, dede, nine, hala, teyze ağızlarından tandır, ocak, mangal veya soba başlarında işlendiği, kışa girerken çok çeşitli hazırlıkların yapıldığı, baharda bir başka heyecanların yaşandığı özellikli, güzellikli evler. Gettolaşmanın, ne olduğunun bilinmediği zamanlarda, en varlıklı ile en varlıksız, ahlâk abidesi insanların, yan yana yaşadığı, sevinç ve üzüntülerin gönülden paylaşıldığı, gizlice zekâtların dağıtıldığı ve gizlice kabul edildiği evler. Kurtuluş ve İstiklâl söz konusu olduğunda, yaşın sorulmadığı, barıştaysa bir düğün heyecanı ve sevinciyle erkeklerin, koç yiğitlerin dualarla uğurlandığı, nemli gözlerin el salladığı, suların döküldüğü... Asker mektuplarının, sıla mektuplarının, tarif edilemeyen bir haz ve heyecanla, bir anda bir kaç defa okunduğu evler. Su terazisi mimarisinin, en güzel uygulama alanı olan hanelerin bulunduğu, kuyulu, bahçe musluklu, sokakları sebil çeşmeli, gönüllerini sebil yapan insanların yaşadığı evler, evler, evler... Boom!.. — O da ne? — Patlama. — Ne patlaması? — Teknoloji patlaması, nüfus patlaması, iç göç, ulaşım, haberleşme patlaması, sayısız çeşitte patlama, ak ve kara para patlaması. Bu kadar patlamanın meydana getirdiği toz ve duman. Toz duman ve sisler arasında yükselen, şahsiyetsiz, hatırasız, geleneksiz, soğuk ve buz gibi apartmanlar, inşaat makineleri, devasa vinçler, kamyonlar... Kum, beton, demir getirip, karşılığında evlerin enkazlarını ve hatıralarını alıp yükleyen, bilinmeyene götüren kamyonlar. Yüzlerce kilometre aralıkta veya yan yana, fotokopi mimarisinin doğurduğu, kişiliksiz apartmanlar. Köy, kasaba ve şehirlerin şahsiyetlerinin acımasızca yok edildiği, yeşillikleri öldüren, ağacı apartman olan, beton ormanı haline gelen şehirler. Yok olan şehirlerin canhıraş çığlığını duymakta zorluk çeken mimarlar, duyanların da bir şey yapmadığı, getirim beklentisinin saltanat sürdüğü, sokakları numaralandırılmış, meydan ve parkları sloganlaştırılmış şehirler. Patlamayla birlikte ölen komşuluklar. Solan, kuruyan, yok olan, sofa ve bahçe çiçekleri. Çiçeklerle birlikte giden, komşu selamları ve “ hu ” ları. Artık, yeşil köşkün lâmbasının yanıp yanmadığı bile sorulmuyor. Sorulacak ne yeşil köşk var ne de pembe köşk. Kuş pencereleri olan evleri yok eden insanlar ve vicdani rahatsızlıklar. Bu vicdani rahatsızlığın ilâcını, hayvan sevgisinde arayan, hayvanlarını yatak odalarına kadar taşıyan, komşularının sesine kulakları sağır, rant sesine hassas olan insanlar ve yaşadığı mekânlar. Bilmem kaçıncı katta bilmem kaç metre karelik lüks evde, odadan odaya dolaşan, kanaldan kanala gezen, okumadan kendini arayan insanlar. Uzaklardan gelen bir ezan sesi… Bir irkiliş, kazanç kayıp muhasebesi ve iflâs... İflâstan kurtulma telâşı ile takip edilen son hafriyat kamyonu... Kamyonun arkalarında yan yatmış toprak bir saksı. İçinde kendisine umut, heyecan ve müjde veren, yeni açmaya çalışan bir çiçek; Kardelen... Yüreğinin, alışılmamış bir ritimle atışı ile birlikte doğan umut. Sökülen sokak numarası, takılan isim levhası; KARDELEN SOKAĞI. |
:
Yusuf YANÇ,
15.Kasım.19995,
Gaziantep