www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

DENEME sokağı

Telif Hakkı Sahibi: Lasolfa

ESİNTİ

Hani, bazen içimizde fırtınalar kopar. Bazen de içimizde ılık ılık rüzgârlar eser. Hani, içimizde sıkıntı yaratan, duygusal ya da zihinsel ağırlıkların rüzgârla uçuşup uzaklara doğru gözden kaybolan tozlara döndüğünü hissederiz ya... Sonrasında, içimizde kocaman kocaman boşlukların da olduğunu anlarız ya; işte, öylesi bir rüzgârla, içimin uçuş uçuş olduğu hallerden birindeyim.

İçime manzara olmuş NİYETLER; koyu yeşil yapraklı ağaç dalları olmuş...               

İçime manzara olmuş KORKARAK, VAZGEÇİLMİŞ YAŞAMA HAYALLERİM; sürülüp, işlenmemiş, çorak tarlalar gibi  uzayıp gitmekte...

İçime manzara olmuş KISKANÇLIKLAR; bu çorak arazilerin orasında burasında, başına buyruk bir şekilde büyümüş ve tohuma dönmüş kuru yabani ot  bitkileri olmuş.

İçime manzara olmuş YAKINMALAR, KAYGI ve KEDERLERİM; kara kara kargalar olmuş, oradan oraya uçuşmakta. Bu kargalar kimi zaman, koyu yeşil yapraklı ağacın dallarına konarken umursamaz gürültüler çıkarıyor, kimi zaman da bu boz toprakta eşelenip kum banyosu yapıyorlar. Bazen de, yabani otların, toprak üzerine saçtığı tohumları gagalaya gagalaya yiyor. İçime manzara olmuş bu kargaların, bet seslerini dinliyorum.

İçime manzara olmuş UMUT DOLU DUALARIM; sarı siyah çizgili bir bal arısının vızıltılı uçuşu olmuş, kargaların sesleriyle yarışıyor.

Bir sürü karga. Bir tane arı. Upuzun uzayıp giden tarlalarda kalın gözdeli kocaman tek bir ağaç. Sürülmese de işlenmese de, bu tarlalarda arsızca büyüyüp gelişmiş tohuma dönmüş yabani otlar. Hepsine tek tek bakıyorum.

İçimin manzarasında, uğultulu bir ses; uzaklardan buralara yaklaşan bir rüzgârı, fısıltılı bir sesle haber verir gibi usul usul yükseliyor. Kalın gövdeli ağacın koyu yeşil yaprakları, kurumuş yabani otlar ve tarlaların yüzeyindeki boz renkli, ince kumsu tabaka önce yavaş, sonra sert bir manevrayla, rüzgârın geçişini belli edercesine, dalgalanıyor, savruluyor. Rüzgârın önü sıra havalanan kargalar, korkuyla,ağacın dalları arasına saklanıyor. Bal arısı, toprakta bulduğu bir deliğe başını ve gövdesinin büyük kısmını saklamış. Arka ayaklarına yapıştırdığı kanatları ile ufalmaya çalışır gibi büzüşmüş bir halde rüzgârın şiddetinin geçmesini bekliyor. İçime manzara olmuş, HİSLER ve TEPKİLER, şiddeti giderek artan bir rüzgâr olmuş, esiyor, esiyor, esiyor...

Bu manzaraya bakarken,Van Gogh’ un; sarı başaklarla kaplı bir tarla üzerinde uçan kargaları resmettiği o meşhur tablosu aklıma geliyor.Bu tabloya ne zaman baksam, başakların rüzgârla dalgalandığı izlenimini veren fırça vuruşlarına yeniden hayran hayran bakarım. Resme bir süre bakınca, düzensizce dalgalanan başakları görür gibi olur ve başaklarla birlikte bir o yana bir bu yana salladığımı hissederim. Ancak, ressamın kullandığı sarı renkteki çığırtkan ve parlak tonu fark edince garip bir şekilde irkilirim. Kullandığı mavi ve sarı rengin tonları dikkat çekicidir. İlgi çekmek için özellikle bu tonları  kullandığı ve bu ilgi çekme niyetini net ve cesurca sergilediği izlenimine kapılırım. Resimlerine daha bir dikkatle bakar, daha da anlamaya çalışırım. Sanki onun resimlerine bakıp da, yumuşamış pelteleşmiş duygulanımları ortaya çıkan insanların hayran bakışlarını görüyor ve bu hayranlığa, dalga geçercesine ukalâ bir bakışla karşılık veriyor gibidir, resimlerindeki renklerin tonları. İşte bu niyetini yansıttığını düşündüğüm çığırtkan ve parlak tonları, özellikle kullanmış gibidir. Bu düşünceyle resimlerine bakarken ressamın tablosunda kullandığı mavi ve sarı renkler kaybolmaya başlar. Sanki dalga geçen sözlerle konuşan ve ukalâca parlayan bakışlarla bana bakan ressamın gözleri canlanır.Van Gogh’ un resimlerine bakmak, bende acayip bir coşku ama aynı zamanda bu tarz bakışlarla karşılaşmışım gibi bir irkilme hissi uyandırır. Resimlerdeki coşkun renk seçimlerine karşın trajik ölümü aklıma gelir. Önemli olmanın bedelini nasıl da ağır  ödemiş diye düşünürüm. Bu şöhretli eserlerini izlerken duyduğum beğeninin yerini, bu tarz ağır bir sıkıntı hissi kaplar. Bir kadına duyduğu karşılıksız aşkını, bağlılık beklentisini ve aidiyet duygusunu yaşayamamanın öfkesiyle, kulağını keserek intihar etmiş olması çok ama çok acıdır. Bu kadına, hastalıklı duygularla tutulduğunu,en ukalâ, en mazoşist ve en sadist şekilde göstermek için, kulağını kesip paket içinde göndermiştir. Bir insan, kendi bedenine ve canına zarar vererek bir başkasına acı verecek kadar, ne olabilir? İnatçı? Saplantılı? Dikkat çekmek uğruna her şeyi yapabilmeyi göze alacak kadar cesur olabilir. Hiç kimseyi sevemeyecek kadar sevgisizlikle boğulmuş olabilir. Hunhar ve kaba olabilir. Başka bir yön, başka bir yol bulamayacak kadar çaresiz kalmış olabilir. Ama yine de, içinin manzaralarında korkusuz ve umarsızca yol alan bir yolcu olabilir. Kendi manzarasının seyircisi olabilir.

Ama içimin manzaralarında bu tonda bir sarı renkle karşılaşmak istemiyorum. Ben içimin manzaralarında, açık tonda pembe renkler görmek istiyorum. Tıpkı ...

 " Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 52. hafta, 19.09.2005 - 25.09.2005 haftanın konusu: BİRİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST

: Lasolfa, İzmir, 20.Nisan.2005                                                          diğer bir deneme için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt