www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
DENEME sokağı
Telif Hakkı Sahibi: Aksel AĞAN
ÇÖPLÜK
|
Yıllar öncesiyle karşılaştırdığımda bugünkü manzara içimi burkuyor. Geçtiğimiz günlerde Tekirdağ’ ın Kumbağ beldesindeydim. Kendimi bildiğimden beri her yaz başı okulumuz tatil olur olmaz soluğu aldığımız o şirin ve tezek kokulu köyle şimdiki garabetin bir ilgisi kalmamış. İlk seneler, 1970’ lerin başında, köylülerden evlerini kiralardık. Onlar da ahırlarına geçer, hayvanlarını bahçeye salarlardı. Görkemli bir sahili vardı. Şimdilerde kumsal kalmamış! Beton yığını kumsalı yemiş, yutmuş. Sahil boyunca dizili köy evlerinin önündeki güzelim çardakların çoğu, kışın kabaran dalgalara yenik düşüp yıkılırdı. Her yaz başı yenilenirlerdi. Gittiğimizin haftasına kalmadan şivem değişiverirdi. Kumral tenim, sıcak rüzgârlardan çabucak kararırdı. Süt sağılırken köylünün başında beklerdik; yumurta, yağ, peynir, taptaze olurdu. Hormon mu vardı o zamanlar! Tadına doyulmazdı sebzelerin; yeme de yanında yat! Ayçiçeği çekirdeğini, çiçeğinden yerdik. Köy çocuklarının peşine takılıp daldığım bağlarda kütür kütür üzümleri dallarından koparırdık. şimdi o bağlardan eser kalmamış. Deniz ve güneş bu olağanüstü dekoru tamamlardı Kumbağ' da... Sabahları güneş, denizin üzerinde doğmadan önce gökyüzünü kızıla boyardı. Sonra, ufukta yavaş yavaş yükselirken bütün ışıklarını cömertçe denize dökerdi. Akşamları da bir başka güzel olurdu deniz Kumbağ’ da. Bütün günün yorgunluğunu çıkarırcasına uykuya yatardı sanki. Ilık bir esinti tertemiz havanın kokusunu dağıtırdı ninni gibi. Balıkçı tekneleri akşamın alacasında usulca denizin koynuna sokulurdu. Kumbağ... Kum ve bağ... İki ayrı cins isim birleşerek ne de güzel bir bileşik isim olmuştu öyle! Hiç bunaltmayan bir sıcağı vardır. Hele akşamlarına doyum olmaz. Ilık esintisi, duş tazesi saçların mis kokusunu oraya buraya dağıtır. Bu da öyle bir hafiflik verir ki sanki o rüzgârla yerçekimini yener insan. Babam çok sevdiğimiz bu kıyıdan daha sonra bir arsa aldı. Uzun yıllar sürse de üzerine bir ev kondurduk. Güneşte parlayan kumsal alabildiğine önümüzde uzanırdı. Artık yabancı olmayan o ılık esintileri, akşamları kurduğumuz çay sofralarıyla kendi terasımızda karşılıyorduk. Yaz sonları İstanbul’ a döndüğümüzde birkaç santim daha uzayan boyumdan başka hiçbir şikayetim olmazdı. Giysilerimi doğru dürüst eskitemedim bu yüzden. Yıllarca yazları gittik Kumbağ’ a. Her gittiğimizde bu olağanüstü manzaradan eksilen bir ayrıntı gördüm. Her şey ilk turistik tesisin sahile kondurulması ile başladı. Gitgide beton yığınları çoğaldı, yaladı yuttu, kumları ve bağları. Geçtiğimiz günlerde işte bu evdeydim. Şimdi her şey o kadar farklı ki... Hafta sonu deniz kıyısında uzun bir yürüyüşe çıktım. Kıpkırmızı ve çeşitli kokuları çevreye yayan " yığınların " arasında yolumu kaybettim. İnsanın aklı bu değişikliğe uyum sağlamakta zorlanıyor. Çocuklar, kabul edilebilir ölçülerin dışına taşan görülmeye tahammülü zor kadın ve erkek vücutları, kalabalık ama birbirlerine değecek kadar kalabalık ve onca kalabalığın içinde koskocaman bir hiçlik… Artık buraya ait değilim galiba! Evimizin önünde de aynı kalabalık vardı. Kumsal ve deniz çöp yığınının altında, görünmüyordu. Huzursuz oldum bu yabancı kendimden. Oysa ki her insanda sevilecek bir yan vardır. Hiçbir şey göremediğim için üzüldüm. Sevemedim orayı ve o insanları… “ Hafta sonu savaş alanı ” ndan artakalan, talan olmuş bir pazartesi manzarası daha işte... Koca sahilde, kumlarımı kirleten çöpleri tek başıma topladım. Bu hale getirenlerden intikam almak istercesine! Çok büyük olmasa da hatırı sayılır büyüklükte bir tepecik oluştu bu çöp yığınından; yakılacak çöpler... Dumanlar sanki kara birer buluttu. Yağmurunu içime akitti, benden başka hiç kimse ıslanmadı. Peki bu kurtuluş mu? Yine yığacaklar! Yine gürültü ve yine görüntü kirliliğini inatla sürdürecekler.. Ben atıklarını toplarken, alaycı mı, kibirli mi, utangaç mı olduğunu anlamak için bile merak etmediğim bakışlarının beni izlediğinin farkındaydım sadece. Onlardan yardım bile istemedim.. Hınçla topladım. Burunda temizlenmiş mendillerini, ölçü fazlası bedenlerinin mideye indirdiği boş abur cubur paketlerini, boş bira teneke ve şişelerini topladım; orta yere yığdım; hilkat garibesi örneği… Peki ya içimizdeki çöpleri temizlemeye gücüm yetebilecek mi? Yoksa onlardan da mı kurtuluş yok? |
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 47. hafta, 15.08.2005 - 21.08.2005 haftanın konusu: " KORKULARIMIZ " üzerine
:
Aksel AĞAN,
İstanbul,
07.09 2005,
İstanbul