www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

DENEME sokağı

Telif hakkı sahibi: Nükhet SOLAK

BEN BAYRAMLARI ARTIK SEVMİYORUM

Bayram geliyor diye hani insanın içi bir hoş olur mutlu olur ya , ne yalan söyleyeyim benim hiç öyle değildi sanki hissedermiş gibi! ama etrafımdakilere uydum. A ne güzel aman ne güzel tatil falan filan diye kendime öyle hissediyormuş gibi kandırdım. Kim bilir belki de öyle olmayacağını. Hatta bayramın son günü için gönüllü nöbetçi aranıyordu. O zaman bile " Ne kim ben asla olamam, gidecek dünya kadar yer, akrabalar, gelenler! Evli barklı insanım hiç olur mu bayram bayram.Gerekirse istifa ederim yine gelmem " diyalogları da yaşadım. Kim bilir belki de öyle olmasa da, şartlanınca öyle olur diye sanmışımdır.

Ve meşhur bayram sabahı oldu heyecanla kalktık. Uyanmaya hazırlanırken yatakta niyetim güzel bir bayram kahvaltı sofrası kurmaktı. Ama o işi eşim halletmiş, daha doğrusu kalkıp kendi karnını doyurmuş. Ben bunu öğrenip vızıldanınca da mecburen tekrar yemek zorunda kaldı. Aslında pek zorunda kaldı denilemez ya. O yemek yemeyi sever hani.

Sonra çocuklar başladılar ne zaman kıyafetlerini giyeceklerini yaklaşık on dakika aralarla sormaya. Giydiler nihayet ve bizim bayram yolculuğu başladı. İlk durak mezarlıktı. Yollar sanılanın aksine boştu. Bir ara otobüsler bedava olurdu. Tıklım tıklım dolardı. İşi olan olmayan da özellikle çocuklar bu bedavanın hikmetinden yararlanırdı. Mezarlık yolu her zaman dolu olurdu. Korkarak gittik ama düşündüğümüz gibi olmadı. Yolu da boştu mezarlığın, içi de. Duamızı ederken gözüm ta 1994 yılında gömülen ama hala mezarı yaptırılmayan sadece basit bir taşla yeri bellenen bir mezara takıldı. Bir sürü şey geçti aklımdan, neden yapılamamıştı acaba mezarı rahmetlinin diye. Belki unutuldu belki unutulmadı ama herhalde oraya yolu düşen kimse kalmadı. Kim bilir belki de yollar hâlâ  kalabalık zannediyorlar...

Neyse oradan kayınvalidelere geçtik. Rahmetli kayınpeder sağken kalabalık olurdu ev. Gerçi biz bizimkileri tercih eder orda fazla durmazdık. Onlar da her zaman söylenirlerdi. Hatta eşim de eğer bana bozuksa, hiç umuru olmadığı halde muhtelif zamanlarda o da söylenirdi. Bu sefer söylenecek bir şey yoktu, çünkü kimse yoktu. Yarım saat kadar oturduk.

Sonra babaanneme. Hikâye yine aynı. Rahmetli dedem sağken onun korkusundan herkes öğle yemeğinde orda hazır olurdu. Amcamlar ( Biri öldü ), babam ( O da öldü ), dedem ( O çoktan öldü ) ve damatlar ( Çok şükür sağlar ) sofra başına kurulur. Biz kadınlar hizmet eder, ilerleyen saatlerde işi oyun havası çalıp oynamaya kadar götürürdük. Bu arada ufak çocukların vızıltıları(Uzun zaman önce onlardan biri de bendim ) onları susturmaya çalışan anneler, bundan rahatsız olup muhabbeti bölünüyor diye söylenen erkekler. Hadi sıkıldık bizi biraz dışarı çıkarın diye söylenen kadınlar ve onlara her zaman itiraz eden erkekler şeklinde akşamı bulan ziyarete; muhtelif zamanlarda komşuların gelip gitmesi eklenirdi. Ben sıkılırdım. Hep aynı şey derdim. Bu sefer diyemedim. Kapıyı sadece babaannem açtı ve o kapattı. Ziyaret sadece yirmi dakika sürebildi.

Sonra akşam yemeği için, eskiden dedem ( O öldü ), anneannem ( O da öldü) eniştem ( O çoktan öldü ) bulunduğu  aynı bir önceki paragraftaki gibi beylerin bir öncekinden daha dini ( içkisiz ) bir ortamda muhabbet ettiği teyzemlere geçtik. Burada çocukken beni en çok cezbeden bir önceki ziyaretten daha fazla ve yüklü olarak gelen bayram harçlıklarıydı.  ( bu harçlıkları evliyken de rahmetli dedem ölene kadar almışımdır ) Buna ek olarak mantı, yaprak dolması ki mantı aslen Kayseri usulüdür, zenginleştirdiği sofranın kuruluşuydu. Ben çok hızlı yemek yerdim halen de öyledir. Rahmetli anneannemin yaptığı muazzam yemekleri büyük bir iştahla beş dakikada yer bitirirdim. Yaşlı anneannem bu hızımı hiçbir zaman yedi doydu olarak kabul edemez her seferinde " Niye sen hiçbir şey yemedin, beğenmedin mi " diye sorgulardı. Hatta alınırdı bile, ben bir türlü  yeterince yediğimi anlatamazdım. Bazen de abartırdım tabağımı fazla doldururdum. Özelliklede Kurban Bayramı ise o müthiş kavurma gözüme pek bir az gelirdi. Tepeleme dolan tabak eğer bitmemişse masadakilerden biri, kalanı dedeme çaktırmadan yemek zorunda kalırdı. Çünkü dedem de tabakta yemek bırakmaya öyle kızardı ve öyle bir bakardı ki... Burnundan çıkacak olsa yine de ya bitirecektin ya da çaktırmadan tabağı bir büyüğün biten tabağıyla değiştirecektin. Şimdi ne zaman tabağımda yemek bıraksam dedem aklıma gelir zorlarım kendimi yemek için.  Bu sefer yemek yoktu, çay ve bisküvi ikram edildi. Burada ki ziyaret de sadece otuz dakika ile bitti. 

Biz eve geldik. Adı bayramdı. Tadı?

  : Nükhet SOLAK, İstanbul, 06.12.2004                                                                                                    diğer bir deneme için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt