www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
DENEME sokağı
Telif hakkı sahibi: Yeşim ESEMEN
İkrar Sükûttan gelİr olmuş…
|
Geçenlerde bir mesaj buldum e-posta kutumda. Üyesi olduğum bir grubun, diğer üyelerinden birinden geliyordu. Bir servis sağlayıcısının, yenilenen alt yapısı ile birlikte sunduğu gelişmiş teknolojik olanakların yanında oldukça masum görünen, bir pazarlama faaliyetinden söz ediyordu bu mesaj. “ Servislerini kullanan tüm üyelerinin Internet’ te dolaştığı siteleri, ‘ Web Beacons ’ denilen bir yöntemle izleyip veri depolamak ve bu verileri anlaşmalı şirketlere verip, “ reklam yönlendirme ” fonksiyonunu geliştirmek ” şeklinde özetlenebilecek bu uygulama, nam-ı diğer “ teknolojik röntgencilik ”, Internet’ te son yıllarda artık iyice aşina olduğumuz bir kavram.. Bir çeşit, “ legalleştirilmiş mahremiyet ihlali ” durumu.. Şöyle ki; izlenmek istemeyenlere de, arayıp bulmaya ve birkaç adımda gerçekleştirmeye dayalı “ hayır! ” deme imkanı yani özel hayatını saklı tutma seçeneğini sunuyor… Bu temel hakkınız, birkaç “ tıklama ” maliyetine elde edebileceğiniz bir “ lüks ” olarak sunuluyor size… Gerekli yerlere, linklere gidip, bulup, “ izlenmeme lüksünü ” elde ettiniz, ettiniz! Aksi takdirde, izlenmeyi kabul etmiş sayılıyorsunuz bir güzel… Eee boşuna dememişler; “ sükût, ikrardan gelir ” diye… Bilgisayar dilinde gidip bir yerleri tıklamamak, sessiz kalmakla eşdeğer çünkü. Sessiz kalmak ise; “ Evet, izlenmeyi kabul ediyorum ” şeklinde kodlanmış zaten.. Ve sonuç; bize dair bilgilerin bizim iznimiz ile kullanılabilir olması ’ yaklaşımıyla değil, itiraz etmediğimiz sürece kabul ettiğimizi varsayan bir anlayış ile karşı karşıyayız! Aslında yeni bir kavram değil bu karşılaştığımız, gerek diğer ülkelerde gerekse kendi ülkemizde. " Özel hayatları izleme kültürü " senelerdir özenle pompalanıyordu zaten zihinlere, çeşitli form ve şekillerde.. Örneğin “ Televole ” formunda ya da yarışma kisvesine büründürülmüş umut sömürüsü formatında... Anımsadığım üzere, ilk kez birilerinin yarışmanın formatını bozması ve canlı yayında insanları metalar için yalvarır hale getirmesi ile başlamıştı bu umut tacirliği.. Derken; bir sürü benzer TV programı ile özendirildi, özel hayatları izleme merakı ve umut ticareti… Adına “ Reality Show " dedikleri bu ticaretin acı olan bir diğer boyutu ise; metaların değiş / tokuş değeri için, fizyolojik ve psikolojik dayanıklılığın ve insanların bu uğurda nelere katlanabileceklerinin " bedel " olarak belirlenmesi ve bu bedellerin canlı yayınlarla, özenli çabalar sonucu yıllardır oluşturulan " röntgencilik kültürümüze " adeta peşkeş çekilmesi! Bu yayınlara hammadde veya malzeme olmak için kuyruklarda gece gündüz bekleyen, her türlü aşağılanmaya “ oyunun kuralı bu..” anlayışıyla baştan rıza gösteren, özel hayatlarını milyonların önünde yaşamayı gönüllü olarak kabul eden insanların sayısı gün geçtikçe artmakta.. ‘ Rating ’ denen ölçümleme rakamlarıyla beslenen bu tür yaratıcılık ürünlerinin, bitmek tükenmek bilmeyen ekran raf ömrüne bakılırsa, izleyenlerin sayısı da onlardan aşağı olmasa gerek.. Röntgencilik kültürü böylesine yerleştirilmiş, benimsenmiş, kabul görür olmuşken, canlı canlı izlenmek / izlemek üzerine kurulu yaratıcılık ürünleri böylesine rağbet görürken, Internet ortamında sanal sanal izleniyor / izliyor olmanın da haydi haydi kabul göreceği, varsayımına dayalı bir anlayışla karşı karşıyayız sanki.. “ Hayır, istemiyorum! ” kodlamasını birkaç tuş vuruşu, ’ ’mouse ’ tıklaması ile ifade etmediğimiz sürece, “ evet, istiyorum ve kabul ediyorum! ” kodlamasının yapıldığını varsayan bir anlayış bu… Peki ama, bir toplumun ‘ genel kabulleri ’ üzerine kurulmaz mı, “ varsayılan ” yani “ by default ” olarak tanımlananlar? Çoğunluğun tercihleri, yaygın kullanımlar, “ varsayılan gizli bir dil ” oluşturur toplumlarda, öyle değil mi? Örnek olarak Buenos Aires’ de kazandığım bir deneyim, su isterken “ aqua ” demenin yeterli olmayışı, “ aqua sin gas ~ gazsız su” demek zorunda olmanız.. Aksi takdirde soda yani “ gazlı su ” istediğinizin varsayılması örneğinde olduğu gibi “ varsayımları ”, toplumlardaki yaygın genel kabullerin belirlediğini söylemek hiç de yanlış olmaz sanırım. Öyleyse; “ Tersini ifade etmedikçe, izleme / izlenme faaliyetinden rahatsızlık duymuyorum ” kodlamasının yapıldığını varsayan bu anlayış, yaygın genel kabulün bu yönde olduğunu mu gösteriyor?... “ Özel hayatın gizliliğine saygı göstermemek”, bilgisayar dilinde “ by default ” olarak “ set edilen ” olduğuna göre... “ Rating ” istatistiklerinin, “ bunları izlemek istiyorum ” cümlesini kuranların nitel ve nicel karşılığı olduğu düşünüldüğüne göre… Demek istediğim o ki; bir kültür yozlaşması yavaş yavaş sarıyor etrafımızı. Temel değerler, kavramlar, anlam ve değer kaybına uğruyor ve uğratılıyor, içleri boşaltılıyor, sessiz sedasız… Suskunlukla kurulan cümleler ağır olurdu eskiden.. Oysa şimdilerde sükut, zahmetsiz külfetsiz emeksiz bir kolaycılığın, hafifliğin adı olmuş... Ve ikrar da, böyle bir sükuttan gelir olmuş. |
:
Yeşim ESEMEN,
İstanbul, 06.12.2004