![]()
BU YAPIT VEYA BU YAZARIMIZ İÇİN DİLE GETİRİLENLER...
|
Selva TOR |
Kendi Kaleminden: KENDİME DAİR
Siz Toprağın kokusunu sever misiniz? Yağmur yağdıktan sonra, havadaki defne kekik kokusunu bilir misiniz? Bazen İstanbul’ un binaları arasında değil ama meselâ Fatih ormanında yaptığım yürüyüşlerde bu kokuyu ne zaman duysam çocukluğum gelir aklıma. Kokuyu anlatmalı ama nasıl? Dünyada kaç yazar bu kokuyu yazabilir? Veya yazılabilir mi, anlatılabilir mi?
Dedemin hikâyeleri ile büyüdük biz. Taşkent’ ten Bolşevik ihtilâli sırasında nasıl canlarını kurtardıklarını, Afganistan’ ın karlı dağlarını birkaç parça eşya ile nasıl aştıklarını, sonra Bombay’ a giden trende Hintlilerle Osmanlı’ nın başına gelenleri nasıl birbirlerine anlattıklarını, ve daha da önemlisi, Hindistan’ da Mustafa Kemal Paşa’ ya nasıl para topladıklarını yaşamışçasına hafızama kaydettim. Dedem 1983 yılında bir asrı devirmiş anılarını bana emanet bırakıp, ahirete göçtüğünde, on altı yaşındaydım. Bu emaneti hep yanımda taşıdım. Yanına yeni emanetler eklemek istedim. Gittiğim uzak yakın memleketlerde karşılaştığım insanların geçmiş ata hikayelerini dinlerdim. Tanıştığım tüm dostların anneleri, babaları, dedeleri, ninelerini çok sevdim; ne güzel, onlarda beni.
Dedemin macera dolu yıllarını geçirdiği dönemlerde, Avrupa’ da Amerika’ da insanlar ne yapmış merak ederdim. Mesela 1987’ de Almanya’ da staj yaparken bana evlerini açan Bayan Römer’ in o günlerde hâlâ sağlıklı olan yaşlı annesi, savaş yıllarında, ağaç kabuklarını kaynatıp yediklerini anlattığında, neden yere düşmüş bir maydanoz yaprağını dikkatlice yerden alıp, temizleyip tekrar salataya koyduğunu anlamamı sağlamıştı. Emanet çıkınıma Römer Nine’ nin bu anısını da ekledim.
Eklediğim nice anılardan birisi de bundan yaklaşık dört sene önce, Brüksel’ de öğlen yemeği diye girip akşama kadar birlikte uzo içtiğimiz Rum Lokantası’ nın sahibi ve o günden beri yakın dostum olan Vasili’ nin babası Nicholas Amca’ nın “ Ahhh! Vatan hasreti vatan hasreti ” diyerek ağlaması oldu. Mübadelede, yurt bildikleri topraklardan, Yunanistan’ ın bilmedikleri diyarlarına göç ettiklerinde, “ Türk dölü ” diyerek nasıl aşağılandıklarını, Rebetiko müziğinin aslında bu isyanın müziği olduğunu bana anılarından kalan şarkılarla anlattığında, onun göz yaşları benim gönlüme aktı. Şimdilerde beni her gördüğünde “ Bir daha ki gelişinde Kayseri pastirmasi getir, olur mu kizim ” demesini geleceğe bırakacağım anılardan birisi olarak saklıyorum.
Doğu Türkistan’ ın Sincan’ ından ( Çin Uygur özerk bölgesi ), Orta Asya topraklarından Balkan topraklarına, Lübnan’ a, Kudüs’ e Mekke’ ye uzanan bu eşsiz coğrafyanın tüm güzel insanlarının eş zamanlı yaşamlarından akıp gelen anı nehrinde boğulmak istiyorum. Çünkü bunların hepsi biziz. Bizi, diğerimizden ötekileştiren tüm olguların aslında son yüzyılda kurgulanmış önyargılarını bu anıları paylaşarak yok edebileceğimizi biliyorum.
Ama dostlar bilirsiniz söz uçar yazı kalır.
Ama söz yoksa, yazı olmuyor.
John Steinbeck demiş ki: “ Yazmanın bir büyülü yanı varsa – ki var olduğuna inanıyorum - kimse şimdiye değin onu başkasına aktarabilecek biçimde bir formülle açıklayamamıştır. Öyle sanıyorum ki, işin sırrı, yazarın, önemli gördüğü bir şeyi aktarmağa itilmesi; o şeyin acı verecek derecede dışarıya çıkmak istemesidir. Yazar, bunu duyuyorsa bazen – ama her zaman değil – duyduklarını dile getirmenin uygun yolunu bulabilir ”
Umarım hepimiz kendi yolumuzu bulabiliriz...
Elinize sağlık. Birden gar lokantasında olmayı istedi canim :) Sema OKURER, Sunday, February 12, 2006 2:56 PM
Şiir harika, aramıza hoş geldiniz. Ezgi YALIM, Sunday, February 12, 2006 3:22 PM
Selva hanım, İsteğiniz üzere
şiiriniz üzerindeki kişisel görüşlerimi açıklıyorum:
İyi ki kaleme almışsınız böyle bir yapıtı... Sayın Yalım' a
katılıyorum; HARİKA... Eskimeyen bir Cemil Topuzlulu, Kadıköylü
olmama karşın, artık ÖLÜMSÜZLEŞTİRDİĞİNİZ Ankara Garını, Gardaki o lokantayı ve
müştemilâtı çayhaneyi eskimiş bir Ankara' lı olarak yirmi üç yıldır bilirim;
Hiç böyle güzel olmamıştı o lokanta! Öylesine görkemli
betimlemişsiniz ki! Şimdiden klâsik olmuş bu yapıtınız... Tanıyanlarıma,
grupdaşlarıma, gönüldaşlarıma açık veriyorum! :( Bir
duyguyoğuran olarak kıskandım kelimelerinizi... :) Muhteşem,
muhteşem... ... kızıl bir papatya / ... yalnız adamlar salonunda
Selva Hanım, Aramıza katılır katılmaz harika bir eserinizi bizimle paylaşarak yeni katılımlarla daha da güzelleşen SiZedebiyat' a yepyeni bir renk getirdiniz. Ellerinize sağlık, hoş geldiniz! Göktürk DEMİREL Duyguyoğuran – Kalemkar SiZedebiyat, Sunday, February 12, 2006 11:59 PM
Merhaba Selva Hanım, Şiir yazmayı severim, ara sıra yazarım. Fakat açıkçası şiir okumayı fazla sevmem. Bu şiiriniz çok hoşuma gitti. Ankara sevgisinden mi? Yalnızların duygusunu güzel anlattığınızdan mı? ... Bilmiyorum ama gerçekten çok hoş. Yüreğinize sağlık Şaziye ÇİÇEK, Monday, February 13, 2006 3:35 PM
Sevgili Selva Hanım, aramıza hoş geldiniz... Ankara Garı şiiriniz ile Anılara ve Kendime Dair yazınızı beğeni ile okudum. Yeni yazı ve şiirlerinizi merakla bekliyorum..Fatma ÖZDİREK, Tuesday, February 14, 2006 6:32 PM
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|