![]()
BU YAPIT VEYA BU YAZARIMIZ İÇİN DİLE GETİRİLENLER...
|
Muzaffer ALPER |
Kendi
Kaleminden:
1960 Gölcük / İZMİT
doğumluyum, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü mezunu bir
Hidrobiyolog' um. Meslek altyapısı sebebiyle de çevre konusunda duyarlı ve
donanımlı bir yurttaş olarak savaşıyorum. 1983 yılında evlendiğim ilk eşim
evliliğimizin beşinci yılında oğlumuz henüz 3 yaşındayken kansere yeni düştü.
Altı ay süren hastalık dönemi, çok yıpratıcı ama bir o kadar da eşsiz anılarla
bezelidir. İnsanları, iyileri, kötüleri, yardım severleri, vurdum duymazları çok
daha iyi tanıdığım bir dönemdi. Eşimin kaybından iki yıl sonra bir sınav daha
varmış karşımda; ben de kansere yakalandım 1990 yılında. Doktorlar çok iyi
bakımla belki ancak bir yıl ömrüm kaldığını söylemişlerdi. Gerçekteyse bu süre
altı ayı geçmeyecekti onlara göre...
Bir gün o hayata tutunma
mücadelemi burada küçük öyküler olarak anlatmak isterim...
Beni hayata bağlayan olgu, 41 kiloluk bir bedenle başladığım İstanbul' un Tarihi Çeşmeleri konulu belgesel çalışmaydı. İstanbul' un yaklaşık 35.000 cadde ve sokağını yaya dolaşarak, sekiz yüzden fazla tarihi çeşmenin diapozitif fotoğrafını sevgili ağabeyim Behçet Alper ile birlikte çektik. Tarihçe araştırmaları,Kitabe çözümleri, eski fotoğrafların derlenmesi, su tesisleriyle ilgili bentler, su kemerleri, maksemler, çökeltme havuzları gibi diğer yapı elemanlarının araştırma kapsamına alınması derken... yıllar akıp geçti... Bir çok konferanslar verdik; dia gösterileri, sempozyumlara sunulan tebliğler, fotoğraf sergileriyle kamu oyunun ilgisini, giderek yok olan bu tarihi eser grubuna çekmeye çalıştık. Doktorların altı ay ömür biçmesine karşın uzun vadeli bir projeye bağlanmak, ömrümün yetip yetmeyeceğinin muhasebesini yapmadan ve aldırmadan hayata tutunmak sanırım beni bir mucize ile tanıştırdı. Aradan geçen süre elbette sorunsuz değildi; metastazlar sonucu hastalıkla bir çok kez yüzleştim, ameliyatlar, kemoterapiler, tekrar tekrar yıkılıp yeniden yapılmalar.. 2005 yılındaki son büyük saldırıdan sonra bu kez başka bir projeye tutundum, yine uzun soluklu elbette... Osmanlı Devlet Arşivi evrakları üzerinden Osmanlı Asar-ı Atika tarihini araştırıyorum ve omurgası ortaya çıkmış olan bu çalışmada sona gelmek üzereyim. Umarım yayınlatma imkânı bulabileceğim ancak gelecekle bunun pazarlığını yapma durumunda değilim. Ben sadece yüreğimin beni götürdüğü yere gidiyorum. İstanbul Çeşmeleri ile ilgili belgesel çalışmamı, www.cesmeler.gen.tr adlı web sitesinden görebilirsiniz. Kanser hastalarıyla ilgili bir çok web sitesinde 19 yıldır direnen bir örnek olarak diğer hastalara ve yakınlarına moral olacak, onlara yaşama azmi aşılayacak, hayata tutunmayı özendirecek yazılar yazmaya çalışıyorum.Şiir; evet şiirse hep amatörce kendime sakladığım bir güzellikti. Ağaç evim, kuytu köşem sanırım şiirdi. 1988 yılında kaybettiğim eşimin ardından yazdığım " Olsaydın " adlı şiirimle ben aslında ağaç evden aşağıya inmeye çalıştım... umarım ağaçtan inerken düşmeyeceğim ve ayaklarım yere sağlam basacak.