www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

BU YAPIT VEYA BU YAZARIMIZ İÇİN  DİLE GETİRİLENLER...

İhsan TOPÇU

Kendi Kaleminden:    30 Ağustos 1948 tarihinde Sürmene' nin Kuşluca köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu Trabzon' da, liseyi Kilis' te 1965 yılında bitirdi. Aynı yıl girdiği İ. Ü. Hukuk Fakültesi' nden 1967 yılında kendi isteğiyle ayrıldı. 1967 yılında girdiği İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü' nü 1971 yılında bitirdi. 13 Ocak 1972 tarihinde Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. 29 Nisan 1972'de evlendi. Birkaç aftan yararlandıysa da 1989 yılında devam süresini doldurduğundan İ. Ü. Hukuk Fakültesi 3. sınıfından ayrılmak zorunda kaldı. Değişik liselerde ve Kocaeli Eğitim Enstitüsü' nde edebiyat öğretmenliği, kısa aralıklarla da yöneticilik yaptı. 7 Mart 1994 tarihinde Kocaeli Üniversitesi' nde Türk Dili okutmanı olarak göreve başladı. 19 Ekim 1994 tarihinde Türk Dili Bölüm Başkanlığına atandı. 30 Mart 1995 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi'ni, o zamanki adıyla Şiir Okulu'nu kurdu. 22 Ağustos 1996 tarihinde Şiir Okulu Müdürlüğüne atandı. Türk Dili Bölüm Başkanlığı ve Şiir Okulu Müdürlüğü görevlerini 22 Aralık 1998 tarihine kadar sürdürdü. 23 Aralık 1998 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne atandı, Bu görevinden kendi isteğiyle 7 Mayıs 1999' da ayrıldı. 24 Ocak 2002 tarihinde Şiir Etkinlikleri Birim Müdürlüğüne yeniden atandı, 17 Ocak  2006 tarihinde meslekte 35. yılında emekli oldu.  Kocaeli Üniversitesi’ nde ücretli olarak Türk dili derslerine giriyor. İlk şiiri 1964 yılında Kilis Hududeli gazetesinde yayımlandı. Bugüne dek, Üçüncü Mevki Duygular ( 1969 ), Yarınsız Sayfaları Yırtıyorum ( 1975 ), Arayış Yol Arıyor ( 1990 ), Gökyüzünü Yitiren Kuş ( 1994 ), O Yitik Kıpırtı ( 1996 ), Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzluk Veren Gül ( 2003 ) adlı şiir kitapları yayımlandı. Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi’ ni hazırladı ( 2005 ). Gökyüzünü Yitiren Kuş adlı şiir dosyasıyla, 1992 yılında, İsveç' te uluslararası boyutta düzenlenen bir yarışmada Hümanist Enternasyonal Şiir Onursal Ödülü' nü, Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül’ le 2004 Ş. Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü’ nü aldı. Şiir ve düzyazıları Cumhuriyet Kitap, Papirüs, Eski, Berfin Bahar, Düşlem, Güney, Ilgaz, Ozanca, Çağdaş Türk Dili, Damla, İnsancıl, Kıyı, Karşı, Türk Dili Dergisi, Poetikus, Şiir Ülkesi, Yaşasın Edebiyat, Pencere, Damar, Agora ve Güzel Yazılar’ da  yayımlandı. Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi' nin yayın organı olan Gökyüzü adlı şiir dergisinin, çıkış yılı olan 1996' dan 2005 yılına dek yayın yönetmenliğini yaptı. Sözleri ve ezgisi kendisinin olan Atatürk Oratoryosu adlı bir çalışması var. Evli ve iki çocuk babası olan Topçu, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği  üyesidir.

Sayın İhsan Topçu, şiirlerinizi ve şiir üzerine düşüncelerinizi okudum. Kendinden başka kişilere duyurma aracı edebiyatsa ve bunun bir kolu da şiirse kural tanımamak dendiğinde ne anlatılmak istenir bir türlü anlayamıyorum. Anlamak demek ifade edilen şeyin en azından zaman yer biçim estetik uyum v.b. kosullarının gizlenmesi demekse eğer, şairi ne konumda sayarsak sayalım demek olmuyor mu? Bu nasıl bir duygudur ki şair bundan mutlu olur? Ancak bir ekol içinde taı1mlanabiliyorsa takdir ve beğenilerimizden bahsetmek mümkündür diye düşünüyorum. Beni bilgilendirirseniz sevinirim. Teşekkürlerimle, Attilâ DOĞRUER, Tue, 15 Aug 2006 13:12:32 -0700 (PDT)

 İHSAN TOPÇU’ NUN SON KİTABI. HER SÖZCÜĞÜN BELLEĞİYLE BULUŞMAK: Her sözcüğün bir belleği olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Her sözcüğün gösterdiği bir ya da birkaç anlam vardır. Bu, sözcüklerin belleğini oluşturur. Anlamların hayat bulduğu dil içinde, yeni bir dil yaratmaktır şiir. Duyguları ya da düşüncelerimizi aktarmak istiyorsak düz yazıya başvurmalıyız. Çünkü Mallarme’ nin de dediği gibi şiir duygularla değil, ‘‘ sözcüklerle yazılır ’’. Ancak iş sözcüklere ve yeni bir dil yaratmaya geldi mi, orada durmamız gerekiyor. Belki de kimi sözcükler, şiirlerinizde yan yana geldiklerinde birbirleriyle kucaklaşırken, bazı sözcükler kavga ediyorlar, küs duruyorlardır. İşte bu nedenle şiirlerde bazı dizeler seçilip sevilirken bazı dizeler es geçiliyor. Sözcüklerin ve onların bir araya gelmesinden meydana gelen yeni anlamın ya da göstergenin, ses ( müzik ) ve anlam açısından uyumlu olması gerekiyor. Elimde İhsan Topçu’ nun son şiir kitabı Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül var. Kitabın başında ‘ Şiir Nedir? ’ bölümü yer alıyor. Burada ‘‘ şiir üstüne tanım yapmayı değil, düşüncelerimi açıklamayı uygun görüyorum ’’ diyen şairin bazı açıklamalarına bakalım: ‘‘ Yaşamın sonsuzveren gülü olan şiir, içimizde bitimsiz gökyüzüdür’’; ‘‘ Herhangi bir yer ve zamanda anlamın donduğunu sanırız bazen. İşte o zaman nesnenin içinde saklı olan müziği duyumsar kimileri. O kişiler ozan, duyumsananlar şiirdir. ’’ İşte bu duyumsanan müzik, bence sözcüklerin kendi içindeki yapılarından ve birbirleriyle olan etkilenmelerinden ortaya çıkar. Peki, İhsan Topçu’ nun şiir serüveni nasıl? İlk şiiri 1964 yılında Kilis Hududeli gazetesinde yayımlanan şairin şiir serüveni bu yıl kırkına basmış! Bugüne dek, Üçüncü Mevki Duygular ( 1969 ), Yarınsız Sayfaları Yırtıyorum ( 1975 ), Arayış Yol Arıyor ( 1990 ), Gökyüzünü Yitiren Kuş ( 1994 ), O Yitik Kıpırtı ( 1996 ) adlı şiir kitapları yayınlanan İhsan Topçu, aynı zamanda 1995 yılında Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi’ ni kurmuş... ‘‘ DÜŞLERİMDE YARIM KALMIŞ DÜNYALAR ’’  İhsan Topçu’ nun Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül adlı kitabı beş bölümden oluşuyor. İlk bölüm kitapla aynı adı taşıyor. Burada şiirler yer yer içerdiği ironiye karşılık bana yeterince işlenmemiş, üzerinde çalışılmamış eserler olarak göründü. Ancak altı çizilecek, güzel dizeler var: ‘‘ sönmüş yanardağların/ kırık dökük ağzı/ yüreğim/ bak ben geldim onarmaya sen i’’, ‘‘ sen bir yolsun dedim kendime/ sen bir yolsun tanı kendini/ kıvrıl dağların üstünden patika ol ’’, ‘‘ gece kılıklı başkentlerden/ ölüm kokuları sindi üstüme// gizli tuttum utancımı/ çiçeklerin yanından geçemez oldum ’’, ‘‘ engin mavilerinde olacağız çocukların/ yaşam avuçlarımızda sonsuzveren gül ’’, ‘‘ ipek dokunuşluydu ses ve anlam/ sözcükler sokulgan ve doğurgandı ’’ İşte bu gibi dizeleri beğenme nedenim, sözcüklerin bir araya geldiklerinde yarattıkları uyum, yeni anlamların ortaya çıkması... ‘ Şiir Eylemle Buluşsun ’ adını taşıyan şiirinin başında şöyle diyor şair: ‘‘ - ey ozan/ ne zaman katılacaksın yaşama - ’’... Bu bölümde hayatın içinden son derece güzel alınmış Birahanede Koşan Atlar birkaç boyla öne çıkıyor! İkinci bölüm adı gibi İkilikler’ den oluşuyor. İncelikli, bilgece sorulardan oluşan ikilikler bunlar. Bu nedenle hem sorular hem de aranan yanıtlar çok hoş: ‘‘ 1. kuşkusuz yıkar engellerini yüksekten akan su/ nasıl taşıyabilirim kendimi kaynağıma ’’, ‘‘ 3. sanki içlerine sinmiş tarih/ nasıl öğrenebilirim duvarların saklı dilini ’’, ‘‘ 4. son nefesimi vermeye az kala/ nasıl takılabilirim masum bir kelebeğin ardına ’’, ‘‘ 5. en gelişmiş laboratuarlara götürerek zamanı/ nasıl çoğaltabilirim bir saniyenin ömrünü ’’ Bu sorular, aynı zamanda içinde taşıdıkları özlülükle aforizmaları çağrıştırıyor: ‘‘ 7. bir şey var bir türlü çözemediğim/ nasıl kaldırabilirim hayatla aramdan zamanı ’’, ‘‘ 8. kör olası yanlışlarımın da/ nasıl anlatabilirim doğrularım kadar önemli olduğunu ’’, ‘‘ 13. düşlerim benim sonsuza dokunan sorularım/ nasıl koşabilirim önümüzde ah nasıl ’’ Şiir Üstüne İkilikler, beş tanedir ve şiirin açısından yakıcı sorular sorar. Şair, ‘‘ 4. şiirin o uzun yolculuğunda ah/ nasıl buluşabilirim her sözcüğün belleğiyle ’’ diyerek yaşantının dile dönme sürecinde sözcüğe derinlemesine bakıyor... ‘‘ 5. biçim mağarasındaki içi boş sözlü ozanlara/ nasıl anlatabilirim edebiyat tarihinin silgisini ’’ Aynı zamanda kurduğu ve yöneticisi olduğu Şiir Etkinlikleri Birimi’ndeki öğrencilerin şiirlerinin yer aldığı Gökyüzü adlı dergiyi çıkaran şair, ‘ şiirin göğüne ’ el vermiş oluyor böylece! Üçüncü Bölüm olan Dörtlemeler, İsmail Uyaroğlu’ nun şiirlerini anımsattı bana. Yer yer ironiyi de kullanmış. Kısa kısa dizelerle uzun şeyler anlatmaya çalışmış İhsan Topçu. Bir Ölünün Fotoğrafı’ nda: ‘‘ daha mı çok üşür buzdağlarından/ bir ölünün boynu bükük anahtarları / kolay alışır mı ki başka ellere / çerçevelense de sahibinin fotoğrafları ’’ diye sorarken, Sonun Anlamı’nı da ortaya koyar: ‘‘ doğumum/ bitmeyen çocukluğumun başlangıcı/ ölümüm/ işsizliğim yani ’’ Şiire ilişkin, şiiri sorgulayan sorular da gelir Şiiri Diline Doğru’ da    olduğu gibi: ‘‘ bir şiir ermişine sorsam/ sözcükler bazen tanımazken kendini/ dizelerde yitmesi midir yoksa/ dilin büyülü gizi ’’ … ‘‘ YANGININ VE IŞIĞIN DİLİYLE, TRABZON SEVDALANMASI ’’    Yangının ve Işığın Diliyle gibi güzel bir ad taşıyan dördüncü bölümde şiirler uzar. Bu bölümde tanımlamaya yakın açılımlar, zıt sözcüklerin kullanımı söz konusudur. Bölümün ve kitabın en dikkate değer şiirlerinden biridir Gül, Ten ve Diken: ‘‘ gözlerinin derinliğinde tarih öncesi zamanlar/ sesinde yayla rüzgârlarının serinliği/ dokunuş düşüncem güller açıyor teninde/ ben o güllerin ah/ dikenlerine tutunan asi bir tutsağınım// sahi sen/ düşüncelerinin de düşlerinin de sahibi misin/ sor kendine/ bir demli çay içimi düşün/ sevişmek bir düş-mekân kazanmaktır aslında ’’  Doğaya ilişkin betimlemeler, soruların açtığı yolda birbirleriyle karşılaşırlar, Nasıl Anlatabilirdim Sana’ da olduğu gibi... İlginç betimlemeler, farklı bir uyak düzeniyle iç içe geçer şiirlerde. Örneğin bölümle ayı adı taşıyan şiirde: ‘‘ iki yanı küpe çiçekli yolumsun/ ruhuma doğru genişleyen/ günü damıtırken anlıyorum/ sen tüm sözcüklerden çoksun ’’ derken yine kitabın öne çıkan şiirlerinden biri olan Bir Gün Dönersen’de yaşamın içinden çıkararak betimler şiirini: ‘‘ gittin gökyüzünü götürerek kentin/ közün de köpüğün de ömrünü bıraktın bana// baktığım aynalarda yokum artık/ bir gün dönersen yüzümle dön ’’ İlk ve ortaokulu Trabzon’da bitiren şair, buraya ait anıları ve izlenimlerini estetiğe yaslanarak şiir yoluyla anlattır. Trabzon Sevdalanması adlı bu son bölüm, kitabın en başarılı şiirlerini taşır. İhsan Topçu bu şiirlerde uyağı gözetse de doğal, içten, yalın diliyle diğer şiirlerinden daha başarılı olmuştur. Trabzon Sevdalanması’na bakalım: ‘‘ Var say ki/ Bir Trabzon sokağındasın hayal meyal/ Yağız delikanlılar sarmış dört yanını/ Ahu bakışlı kızlarda o nazlı eda/ Yollara karışmış gençliğin/ Şu kırmızı kazaklı masum bakışlı/ Yere sert basan çocuk sensin/ Yıllar almış hızını/ Sönmüş mangal yüreğin ’’ Yaşam, doğa ve insanlarla bizi birleştiren ortak bir güzelliktir şiir. Şiir yaşananlarla, yaşamla birleştiği zaman güçlüdür, anlamlıdır. Bu bölümdeki şiirler de bu yüzden güzel. Şiir, yaşamın bize yabancı, aykırı gerçekleriyle baş edebilmemiz için gerekli gücü, bilgiyi verir... İnsanoğlu yaşadıklarını anı kitaplarıyla aktarabildiği gibi; daha duyarlı bir hale taşıyarak şiirle de anlatabilir. Bu zordur ama başarılabilir. İhsan Topçu işte bunu başarmış! Trabzon Yalnızlıkları’na kulak verecek olursak: ‘‘ Hiç unutur muyum/ Siyah önlüğümü giydiğim o ilk günü/ Yağmur çamur vız gelir/ Her gün tırmanırdık Çömlekçi’ den Arafilboy’ a/ Ah benim parçası kalmayan tahta çantam/ Buz tutan yokuşlarda kızağımdın/ Hey gidi günler hey/ Belleğimin karanlık bir köşesinde sınıfta kalmış/ Çektiği sıra dayaklarında/ Hep iki buçuk kullanırdı Sedat Bey// Hiç unutmadık seni/ Horozşekerci amca/ Ne tatlı horozların vardı/ İlk resim öğretmenimiz sendin/ Çizdiğimiz horozlar/ Bir güzel ötmeye başladı senden sonra ’’ Yüzünüzün tebessümle ışıldadığını görür gibiyim. Çünkü şair büyük bir içtenlikle kağıda akıtmıştır bu dizeleri! Böyle şiirlerde üç katman çıkar karşımıza: İlki şairin anıları, bugüne taşıdığı duyarlılıklarıdır. İkincisi okuyucunun o şiirde anılarıyla çarpışması, şairin ‘ ben ’ öznesiyle anlattığı şiirinin okuyucuda yarattığı içsel yolculuktur. Üçüncüsü ve en önemlisi; hem şairin anlattığının hem de okurun zihinsel, anısal yolculuğunu bir araya gelerek, şiirin yeni yolculuklara taşıması, yeni anlamsal tatlar kazanmasıdır! İlkokul, ilk aşklar, ilk gençlik kıpırtıları, ilk kavga, ilk ayrılık... İlk Aşklarda Kaldı Masumluğumuz diyen şairin dizelerindeki yaşamsal anlara dönelim: ‘‘ Küçük yaşlarda ne duygular tatmışım umulmadık/ Çok erken tanışmışım kara sevdayla/ Trabzon Trabzon olalı ilk kez/ Naciye kokardı boydan boya// Boyuma bosuma bakmadan Uzun Sokak’ta/ Parke yolları pembe düşlere boyardım/ Görebilmek için nar dudaklı sevgiliyi/ Şöyle bir kenardan/ Martılar kadar masum ve utangaçtım ’’ İhsan Topçu aklını ve yüreğini şiir sevgisiyle doldurmuş, anılarını ve yaşamını şiirle dönüştürmüş. Yaşamın ve aşkın diliyle şiirle buluşan şair, şiirlerinden bir demeti Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül diyerek size uzatıyor. Bu güzel kokulu güllere karşılıksız kalmayın derim. Siz de bir okuyucu olarak İhsan Topçu’nun şiirlerine yüreğinizi uzatın, bakalım ne güzel kokular yayılacak şiir denen bahçede! Ersan ERÇELİK, 14.Mayıs. 2004

YAŞAMIN ANLAMINI SORGULAYAN BİR ŞAİR: İHSAN TOPÇU.  Son yıllardaki çalışmalarının yoğunluğunu şiire yönelten şair İhsan TOPÇU, beş yapıtından sonra şimdi de “ Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül ( 2003 ) ” adlı kitabıyla yeniden okuyucularıyla buluştu. Kitap içi; Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül, İkilikler, Dörtlemeler, Yangının ve Işığın Diliyle, Trabzon Sevdalanması olmak üzere beş bölümden oluşuyor.  Şair, sürekli olarak yaşamın anlamına doyurucu bir yanıt arama peşindedir. Yaşamın akışına bilinçlice ayak uydurma yolunda hep ben merkezli yolculuklara soyunur. Bu arada düz çizgili düzlek bir insan olma yerine, hüzünler ve acılardan geçmiş örselenen çevrimsel yapıda bir insan olmayı yeğler. Böylece o, kendisini büsbütün yaralı yüreğini onarma kaygısına düşmüş bir kimse durumuna sokar. Yaşamın salt aydınlık yönlerini değil, öteki karanlık yönlerini de tanımayı ister. Yaşamın burgaçlarında çarpıla çarpıla derinliklerin gizini yakalamaya çalışır. İvmesi yüksek bir okla, gökyüzünün bile engin maviliklerindeki düşsel yerlerde boy gösterme çırpınışını sergiler. Temelde ise eksik yaradılışlı olan insanın, yaşamın örgüsünde dövülerek onarılmasını bekler “ Ey hayat onar insanı ( s.12 ) ” diye sızlanır. İhsan Topçu’ ya göre yaşam ve yasalar, pamuk ipliğinden bile incedir. Sesler ve anlamlar ipek dokunuşlu olduğundan ellerden çabuk kayıp gider. Bu yüzden düşlerle yeni bir dünya kurmaya çalışsa da, istenen köklü bir bahar havası yaratmanın bir olanağı yoktur. Kişioğlu ne denli her şeyin içinde görünürse görünsün gene de hiçbir şeydir. Dünya sürekli olarak kan ve sömürüyü beslemektedir. Bu açıdan yaşam, istenmeyen şeylerin de toplamıdır. Doğa ise varlığın dilsiz bir düşünürüdür. Bu yönden o, beynini ve yüreğini doğanın emzirmesini ister. Onun tek kaygısı, doğanın yardımıyla derin şiirlere ulaşmaktır. Şair bir yerde hem kendini, hem de yaşamı ikilemli bir havaya sokup derinlemesine anları sorgulama yoluna gidiyor.  Ayrıca zaman; benliğini, varlığın anlamını ve yüreğini hep kemirme ve yeme sürecindedir. Bu törpülenme sürecinden kurtulmak içinse o, yalnızca insana sığınır. Çünkü her şey, zamandan daha hızlı eskimektedir. Bu alanda ancak insan yüreği sürekli ayakta kalır. Topçu’ nun kimi zaman evrenin çalkantıları ve çelişkilerinden umutsuzluğa düştüğü de olur. Son aşamada o, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın soyutlama etkisini sürdürür. Çağdaşlık alanında Uğur Mumcu’ya kasideler düzer. İkilikler bölümünde, şiirin öte iklimlerini ve olanaklarını zorlar. Benliği’ nin temelindeki kaynaklara uzanır. Bilimin sanatla bağdaşmasının umuduna kapılır. Tarihin yazılmayan yanlarını eşeler. Anların süresini uzatmaya çalışır. Her türlü yanlışının su yüzüne çıkmasını ister. Bir yerde yaşamıyla kendi arasına giren zamanı bile ortadan kaldırmayı düşünür. Sürekli olarak çelişen beyniyle yüreğini barıştırmaya uğraşır. Şiirde yalnızca biçim yeniliğiyle yetinip içeriği dışlayan şairlere veryansın eder.   Sanatçı dönemlerinde, varlıkların yüzeysel çeşitlemelerine yer yer şaşkınlık ve tansıklık duyar. Ülkelerdeki suçluluk damgasını yiyenlerle, namuslu geçinenleri karşılaştırır. Varla yokları karşı karşıya getirip yokluk alanlarının daha geniş yer kapladığını belirtir. Gerçek şiiri sözcüklerin dizelerde eriyip yitmesi olarak kabul eder. 80 sonrası bir kısım Türk şiirini, belirsizlik ve kimliksizlikle dolu olan ortamlı ürünler biçiminde değerlendirip “Kimin eli kimin cebinde / anla anlayabilirsen (s.32)” der. Kendisini ise eksik olarak niteler. O, aşkı bütün boyutlarıyla yüceltir. Tasarladığı çılgınca bir aşkın dünyasında gezinir. Aşk yolculuğunda bütün incelikleri, kendisinden ayrı düşen sevgilisinin ayaklarına serer. “ Gittin çürüdü zaman / denize aktı kentin sokakları ( s.35 ) ” diye yakınır. Sevdiği eşiyle gençlik yıllarının dizginsiz aşırılıklarını yeniden yaşamak ister. Biraz didaktik yapıdaki Trabzon Sevdalanması bölümünde, memleketi olan Trabzon’ u türlü güzellik betimlemeleriyle gözler önüne serer. Çocukluk anılarıyla eski günlerini yeniden yaşar. Derin bir özlemle hep oradaki çocukluğunu arar: “ Yalnızlıkların hüznüdür sonu / çocukluğumu verin bana n’ olur ( s.49 ) ”. İlk çocukluk aşklarının düşlerine eğilir. Trabzon’ da doğa yapısının bozulmasına içi yanar: “ Asfalt gözün kör olsun yedin kumsalımızı ( s.59 ) ” diye ekolojik yıkıma kargışlar yağdırır. İhsan Topçu arı, duru ve kıvrak bir dille düşünce şiirinin yoruma açık kapılarını hep zorlamıştır.Sonuç olarak, onun şiir yolculuğunda, kendi biçem ve poetikasını da kurduğu görülüyor. ( Yaşamı Çoğaltanlar, Mehmet AYDIN, 102. sayfa, Mayıs 2005 )

 

 

             

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girişi Bir Sonraki Sayfa