www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

BU YAPIT VEYA BU YAZARIMIZ İÇİN  DİLE GETİRİLENLER...

Gassan SATAR

Kendi Kaleminden:  Fiziki tanıtmadan başlayayım; 1966 Antakya doğumluyum, Makine Mühendisiyim, evliyim ve Ahmet isminde 10 yaşında bir oğlum var. Şiir yazmaya beş sene önce başladım. Yoğun olarak ise üç yıldır yazıyorum. Bu son dönemlerde şiir yazmıyorum artık. Şiirimin tekniğini çok yetersiz bulurum, hatta bu yüzden bir kaç kere şiiri yazmayı bıraktım. Ama şiir insanı tanıma anlama yolunda çok iyi bir araç olduğu için ve sanırım beğenilme içgüdümü doyurmaya yönelik hizmeti açısından vazgeçemedim. Sanırım bu beğenilme içgüdüsünün törpülenmesi için de iyi bir gösterge şu anda şiir. Sanatsal bir endişem yok şiir açısından. Şiiri duyguların akışı olarak görürüm, mizahı ise zekânın akışı olarak ve ben mizah yazılarımı daha çok seviyorum bu anlamda. Çünkü en güzel duygusallığın ve sevişmelerin gülümsemelerde yattığına inanıyorum. Yazıyorum durmadan. Haddimi aşıp kimseler umurumda değilken roman da yazıyorum. Her yazdığım satırda kendimi görüyorum. Şiirimi ya da yazımı okuyanın kişiliğini beğendiği şiirimin anlamında görüyorum. “ Bana beğendiğin şiirimi söyle sana kim olduğunu söyleyeyim ” diyorum. Daha çok felsefi yazılara verdim kendimi, şiir insani anlama yönünde çok yardımcı oldu bana. Zaten şiire de tasavvufu incelerken Mevlana’ ya olan aşkımdan sonra başladım. Söz aşktan açılmışken yaşamın her renginin ve her sesin aşktan süzüldüğüne inanırım. Aşktan daha öte hiçbir şey yoktur. Tanrı da aşktır, ibadet de aşktır, ayrılık da aşktır, hüzün de aşktır; Yaşar Kemal’ in romanındaki İnce Memed’ e olan vurgunluğum da aşktır. Ama yine de klâsik anlamda aşka inanmam. Aşk yaşandığı zaman değil arayış içinde olunduğu zaman görevini yapar. Aşkın içinde olunduğunda aşk bitmeye mahkûmdur. Oysa aşk arayış içinde olunduğunda hem yasayan hem yastan çok daha büyük heyecanlara uçar. Aşk varoluşun arandığı olgudur sevgi ise varoluşun vardığı hedeftir. Bu anlamda aşk kaosu temsil eder. Ve yaratım için aşk elzemdir. Aşk olmadan, kaos olmadan yaratım ve yaratımın ulaşacağı sevgi olmaz. Her şey coşkunca yaşanmalı. Cem karaca’ nın sesindeki gibi olmalı her şey; ayrılık da , aşk da , sevişmeler de, hüzün de, acı da hep coşkunca yaşanmalı ve dile getirilmeli. Yasar KEMAL’ in romanındaki Zehra’ ya yirmi bir şiir yazdım. Bir hayalden gerçeğe taşıdım. Okuyan herkes Zehra’ nın kişiliğini gördü, tanıdı ve inandı. Çünkü ben orda aşkın arayışını yazdım aşkın kendisini değil. Aşkın kendisi bitiştir, aşkın arayışı ise yürüyüştür. Ve aşk sadece yüründüğü zaman yaşanabilir. Yaşamın çok basit olduğuna inanırım, ne kadar basit görürsem o kadar sevinçle karşılıyorum yaşamı. Basit olabilmek Buddha’ nın dediği NIRVANA’ ya ulaşmaktır benim için. Aslında hayatın gerçek amacının tersine işleyen bir mantıkla karmaşıklıktan basitliğe ulaşmak olduğuna inanıyorum. İnsanın paylaşımcılığa bencilliği çok iyi öğrenerek geçebileceğine inanırım. Bencilliği nasıl yaşayacağını bilmeyen bencilliği bu anlamda farkındalık içinde denemeyen kişi paylaşımcı olamaz benim gözümde... Sorguluyorum kendimi. Hiç acele etmeden kendimi suçlamadan ve her sorgudan sonra daha sağlam ve kendimi daha çok severek çıkıyorum. Dini anlayarak dini sildim, felsefeyi okuyarak ve anlayarak felsefeyi bitirdim, nesnel bilgilerin köküne kibrit suyunu doktum de şimdi hissedişlerimin pesinden gidiyorum. Bilmeden bilmenin tadına varıyorum. Gerçi bana deli diyenlerin sayısı giderek artıyor. Aşka inanmazken aşk şiirleri yazıyorum, üstelik Zehra’ yı yaratıyorum. Oysa Zehra ve Zehra’ ya duyulanlar aşka inanılmadığı için doğuyor. Şimdi neşem yerindeyken, her işim iyi giderken, sevenlerim etrafımda pervaneyken, ben ölümü özlüyor ve bekliyorum. Çünkü ölmek için yasamak değil, yaşamak için ölmeyi taşıyorum içimde.

                     

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girişi Bir Sonraki Sayfa