www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

Telif hakkı sahibi: Yeşim ESEMEN

VesİkalIk mI, boy resmİ mİ öğretmenİm ?

Şimdi geriye dönüp baktığımda gülümseyerek anımsadığım ama, o gün yaşadığım karmakarışık duyguları hiç unutmadığım, orta öğrenim hayatımın ilk gününün ilk dersinde, olaylı bir şekilde tanışmıştık kendisiyle… 

Şöyle hareketli bir görüntü var zihnime kayıtlı; önce profilden, sonra önden çekilmiş peş peşe iki kare fotoğraf akıyor zihin albümümde. Koyu kestane rengi saçlarını tepesinde bir topuzla toplamış, uzunca boylu, yapılı, asık suratlı bir kadın sınıf kapısından içeri giriyor. Arkasından kapıyı kapatıp hızlı ve yeri ezen adımlarla, öğretmen masasına yaklaşıyor.

Masanın önünde durup sınıfa doğru dönüyor. Evet, asık suratlı olduğu konusunda yanılmıyorum.. Hatta daha da fazlası var.. Çatık kaşlı, sert bakışlı.. Orta yaşın üzerinde olmalı, ya da iki kaş arasına, alnına, dudak kenarlarına yerleşmiş keskin çizgiler beni yanıltıyor..

Önce kendini tanıtmış ve ismini tahtaya yazmıştı yanlış hatırlamıyorsam.

Zira diri ve tok bir ses, derken yeşil tahtayı tırmalayan ince, tiz bir ses ve sonra az önceki otoriter tonuyla;

HEPİNİZİN BİRER RESMİNİ İSTİYORUM! , derken çınlayan sesi sırasıyla hala kulaklarımda… 

İlkokulda  olmam gereken yaşta en ön sıraya oturmuş olan ben, diğerlerinden bir, bir buçuk yaş daha küçük olmanın getirdiği ekstra çocuklukla mı, yoksa kendimi her zaman rahat ifade edebilmemin doğallıyla mı bilmiyorum, “ Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ? ” diye sormamla, “ ÇIK DIŞARIIII... ” diye gürleyen bir sesle, kendimi kapının önünde bulmuştum.

Orta öğrenime başladığım bu yeni okulda, ilk günün ilk dersinde kendimi bir anda dışında bulduğum sınıf kapısının önünde dikilirken, uzaktan gelen konuşmaları ve ayak seslerini duydum. Çevreye alıştırma programı çerçevesinde okul içinde gezdirilen bir başka birinci sınıfa ait olduğunu sonradan öğrendiğim bu ayak sesleri, gittikçe yaklaşıyordu. Sınıf kapısının önünde duruyor olmaktan utandığımı çok net anımsıyorum. Şaşkınlık duyguma bir de utanç duygusu eklenmişti. Oradan uzaklaşmak istedim ve o zamanlar gözüme çok uzun ve geniş gözüken koridor boyunca koşarak, birkaç merdiven inip çıkıp bir tuvalet kapısı buldum ve içeri girdim.

Sonradan rehberlik öğretmeni ile müdür yardımcısı olduklarını öğrendiğim iki kişinin ve Nesibe hanımın, beni öğretmenler tuvaletinde bulmalarından önce, okul içinde epeyce aradıklarını arkadaşlarım anlatmıştı… Nesibe öğretmen, 3 - 5 dakika sonra beni içeri almak için sınıf kapısını açıp dışarıda göremeyince, herhalde sorumluluğunda olan öğrencisinin kaybolmasından olsa gerek, telâşlanmış. Rehberlik öğretmenine haber vermiş. Beni birlikte ararlarken olayı müdür yardımcısı duymuş... 

Meğer Nesibe öğretmen kendisiyle dalga geçtiğimi düşünmüş. Oysa ben gerçekten çocuk saflığıyla ve rahatlığıyla konuyu daha fazla açıklamasını gerektiren bir soru sormuştum.

O güne kadar alışık olduğum tek bir sınıf öğretmeni kavramı dışında, bir matematik öğretmeninin birden fazla sınıfa derse girebileceğini ve sınıf bazında öğrencileri tanımak için not defterine küçük birer resmini yapıştırmak isteyebileceğini tahmin edememiştim…

Veli - rehberlik - öğrenci - öğretmen dörtgeninde olay çözümlendiğinde, duygularıma öfke ve nefret de eklenmişti... 

Dibe vuran duyguların yukarı çıkmasının ve şahlanan duyguların yere inmesinin belli bir süreç gerektirdiği oğlak burcu karakterinden mi desem, uzun süre matematik öğretmenimi sevmedim, sevemedim... Fakat, büyük nefretler, büyük aşkları doğurabiliyormuş gerçekten.. Zamanla, o otoriter kabuğun altında çok farklı bir “ insan ” olduğunu gördükçe, yaşadıkça; çok sevdiğim, değer verdiğim, saygı duyduğum biri haline geldi Nesibe hanım.

Matematiği sayılarla, grafiklerle, şekillerle oynadığımız bir oyun haline dönüştürürdü.. Modern Matematik’ teki o kümelere kâh aşıklar isim, kâh sınıfın en uzun boylusu silindire yükseklik olurdu. Bir denklem çözerken, eşit işaretinin ( = ) alt alta yazılmasının önemini, kümeler içindeki elemanların virgülle ayrılmamasının sonuçlarını hala anımsıyorum... 

Nesibe Hanım, orta öğretimim boyunca matematik öğretmenim oldu. Zaman içinde onu ve matematiği öylesine sevdim ki lise birinci sınıfta fen bölümü kendi içinde biyoloji ve yüksek matematik olarak ikiye ayrıldığında, hiç biyoloji okumadan liseden mezun olmayı tercih ederek yüksek matematiği seçmiştim..

Üniversiteye başladığım ilk sene biri İlkokul 5.sınıf, diğeri Ortaokul 3.sınıf öğrencisine, haftada ikişer gün matematik dersi vererek, harçlığımı kazanmaya başlamıştım. Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’ nde okurken de istatistik, finans, muhasebe ve bunun gibi matematik temelli dersler, benim için her zaman eğlenceli, kolay ve averaj yükselttiğim dersler oldu. 

Nesibe öğretmenimin şimdi hayatta olup olmadığını bilmiyorum.. ve bir dergide gözüme çarpan şu sözleri okumuş mudur, onu da bilmiyorum..

“ Çocuklar her zaman kendileri için önemli olan şeyleri öğrenirler. Kendileri için az önemli veya büsbütün önemsiz olan konularda pek başarı gösteremezler. Bu sebeple öğrenmeyi çocuklar için önemli hale getirmeli ve kendileri için neyin önemli olduğunu öğrenmelerine yardımcı olmalıyız ”

İşte Nesibe öğretmen, tam da bunu yapmıştı…

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 18. hafta, 24.01.2005 - 30.01.2005 haftanın konusu: " BİR ANINIZ "  

: Yeşim ESEMEN,  İstanbul, 27.01.2005                                                                                                                 Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt