www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD

BEBE MORİS

Marmara Koleji 1957 – 1989 öğrencilerine...

Üç erkeğin en küçüğüyüm. E, ana baba da yurt aşkıyla dolu öğretmen olunca sünnetim biraz gecikmiş. Çok da değil, ilkokul üçteydim sanırım çünkü otomobil kullanmayı – içinizden bilenler bilir - o yaşta kendi kendime öğrenmiştim! 

Merak konusu olacak biliyorum: Tramvayla giderdim, Kızıltoprak Kadıköy Kız Kolejinin ilk kısmına. Erkekler ilk kısmında okuyabiliyorlardı ama orta ve liseyle de aynı binadaydık; hanımlar hakkındaki güzel ve değişmez kanılarımın temelleri de zaten orda atılmıştır! Kadıköy Ortaokulu' nun tam önündeki Dereyolu Tramvay / Otobüs Durağı' nda inerdim. İki adım yürür, sınıf arkadaşım Necdet’ in ziline basardım. Necdet çıkar, lâflayarak Kurbağalıdere ağzındaki okulumuza giderdik. Harçlığım 35 kuruştu. Gidiş dönüş tramvay bileti, öğlen tostu veya sandviçi ve gözyaşartan gazozu bu bütçeye dâhildi. Çoğu zaman gazozumu içmez, Kızıltoprak’ tan eve, şoför yanı boş koltuklu dolmuş beklerdim. Adam ayağını soldakine bastı; eliyle çubuğu kendine çekti; sonra sağ ayağıyla sağdaki pedala basarken sol ayağıyla…  

Denedim bir gün! İki kilometre kadar gittim ve falsosuz eve döndüm. Babamı inandıramadım. İki ağabeyim de yatılı o sırada. “ Kim o mahalledeki p.., seni ayartan? ” sorusuna hiçbir zaman yanıt veremedim çünkü mahallede öyle p.. yoktu! İkisinden başka tutkum yoktu ki: Filinta gibi bir uzak yol kaptanı olmak, denizcilik ve otomobil kullanıp dünyayı dolaşmak!  Gümüş yıllarım doya doya denizlerde geçti ama ancak amatör yat kaptanı olabildim. Otomobile gelince, istediğime eriştim ama dünyada hâla dolaşacağım çok yer var. O güne geri dönersem, baktım ve uyguladım; hepsi buydu. Sadece, uygulamayı hafifçe ayağa kalkarak direksiyon simidiyle korna simidi arasındaki boşluktan görerek yaptım çünkü boyum oraya kadar yetiyordu...

Haziran ayında müjde mi, acı haber mi bilemedim ama birden geldi: Sünnet olacaktım…  

Doğumumdan bu yana kullandığımız, en az sahibi kadar yakışıklı 1952 model uzun burunlu, karakterli BMW' miz Cemil Topuzlu' da yeni aldığımız daire nedeniyle henüz satılmıştı. O ara arabasızdık. Ödünç bir arabayla ikimiz, önden, sünnet düğünümün yapılacağı Kadıköy Eski Muharipler Cemiyeti’ nin salonuna yani tarihi Kadıköy Vapur İskelesi’ nin üst katına gidiyorduk. İskele meydanına süslü otomobili park etti. Canım babam ve ben, o gün bana Konya Ovası kadar büyük gelen iskele meydanında üzerimdeki sünnet kıyafetiyle yürüyoruz: 

— Alp oğlum, dedi. Acıyabilir ama ağabeylerin bağırmamıştı! Sen de bağırmazsın değil mi? 

Şimdiki gibi tekniklerin henüz söz konusu olmadığı o yıllarda sanırım bağırmak esastı! Beri yandan babamın ricasını kırmam da söz konusu değildi ama elimdeki de tarihi bir fırsattı:

— Tamam babam ama bir şartla, dediğimi hatırlıyorum. Tyrone Power gibi gülerdi keyiflendiği zamanlar Atatürk giyinişli adam; yine öyle güldü:

— Söyle bakalım o zaman efem, nedir?

— Sonra, iyileşince, Erol Amcanın Bebe Moris’ i kullandıracaksın bana bir kez! Tamam mı?

— Tamam, bakarız arslanım!  

Emin olmadığı zamanlardaki gibi söz vermemişti ama elinden geleni yapacağını biliyordum.  

Acımadığından değil ama bağırmadım;  bağıramazdım… 

Yaklaşık yirmi gün sonraydı. Kapının önünde siyah Bebe Moris’ i gördüm. 

— Haydi bakalım gel. İzin aldık. Sadece 18 Mart’ a kadar gidip geleceğiz ama! 

18 Mart Sokağı, eve bir kilometre bile uzakta değil! İzinsiz kullanımım da bile bundan daha fazla gitmiş usta bir şofördüm! Elden 3 vitesli arabalarda, 3 e taktın takmadın frene basıp hemen geri döneceğin uzaklıkta. Olsun! Sanırım Bebe Moris’ i kullanacağımdan çok istediğim konuyu halletmesine mutlu olmuştum. Hatasız, henüz filmini seyrettiğim, direksiyondaki 007 yani Sean Connery edasıyla gittim geldim… 

İkimiz de çok mutluyduk… 

Bebe Moris, diğer adıyla Babe Morris, asıl adıyla Mini Cooper' ların büyük ağabeyi İngiliz yapımı Austin Morris Minor, 1959 veya 1960 modeldi yanılmıyorsam. Gıcır gıcırdı ve kullandığımı da kız erkek bütün mahalleli görmüştü… 

İki yıl sonrasından başlayarak bir daha asla amca diyemeyeceğim, yaramazlık yaptığımızda herkes bir yerken benim iki tokadını – ki asfalt sarsan derdik – yiyeceğim; herkesi tokatla savan ama beni yediğim asfaltsarsanlardan sonra her seferinde okuldan kovmakla korkutan; bize hiç derse gelmedi ama hepsine olduğu gibi öğrettikleri için kendisine de gönülden borçlu olduğum sevgideğer ve saygıdeğer öğretmenim, müdür muavinimiz Erol Beye ait Bebe Moris, hâlâ anılarımdaki sarsılmaz yerinde...

Öyle ciddi, hanım hanım duruşuna bakmayın; oradan babama ve bana gülüp duruyor…

 

: Alp ARPAD,  01 Kasım 2009, 20:55, Ankara                                                                                 Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt