www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD

İZLENİMLERİM 8

Devrim arabalarI BelGESELİ ve sinema FİLMİ’ ne teşekkürlerimle…

İlkokuldaki harçlığım günlük 35 kuruştu. Gidiş dönüş tramvay bileti, öğlen tostu veya sandviçi ve gözyaşartan gazozu bu bütçeye dâhildi. Asfalt yollar çok azdı. Otomobil de azdı. Babamın çevresi genişti ama izin verdiği birkaç yakın akrabamız dışındakilerden bile adı ne olursa olsun bayramlarda dahi para almamıza yastık altı otoritesiyle set vurmuş birisinin oğlu olarak onlardan manevi de olsa yardım isteyemezdim. Biri altı, diğeri dokuz yaş büyük iki ağabeyim o sıralar büyümekle meşguldüler. Anlatsam da anlamazlardı! Bu şartlarda ilk vasıtamı nasıl yapacaktım; üstelik yeterli bilgi ve deneyimim de yoktu! 

İşte paylaşımın önemini ilk kez burada kavradım sanırım. İlkönce konuya ilgi duyan yaşıtlarımı tespit ettim. Sonra olanaklarımızı tespit ettik. Sonra bilgilerimizi birleştirmeye çalıştık ki bunun çok zor olduğu bir coğrafyada yaşıyorduk! Yine de denedik! Sararmış gazete ve mecmua sayfaları, ilkel tamirhaneler, yonga kokulu marangozhaneler büyük adam ciddiyetiyle tetkik edildi! Sonunda babaların kırık dökük alet edevatları, hurdalıklardan toplanan pis kalasların temizlenerek işlenmesi, ehvenişer rulmanların acımasız oto tamircileri marifetiyle tarafımıza kakalanması, sıfır kapı menteşesi, birkaç çivi ve vidanın o kalaslara takılması, toy boyacı olarak bulabildiğimiz tek renkle beyaza boyanması, parmak ezilmeleri, kol sakatlanmaları, asap bozuklukları arasında gecekondu kılıklı tornetimiz bitti… 

İlk gece ben eve götürdüğüm hâlde uyuyamadıysam ötekiler ayakta sabahladılar herhâlde. Ertesi gün yumurtadan çıkan ördeğin en yakındaki suya yönelmesi içgüdüsüyle, beyaz torneti göstermek üzere mahallenin kızlarını bir tek ellerinden tutup zorla sokağa çıkarmadığım kaldı. Aslında gerek de yoktu çünkü bilyelerin tahtada ve yolda eko yapıp çıkarttığı tır… tır… sesi bütün mahalleyi zaten semti acilen boşaltmaya zorluyordu! 

Sonra kızlı erkekli mahalle duvarı üstü sohbetlerine geldi sıra. Biz ortakların ortak kanısı, otomobil yapmanın bundan kolay olduğuydu! 

İşte tam bu sırada ilk Türk otomobili Devrim’ in yolda istop ettiği yazıldı; çizildi… Ben de herkes gibi böyle bildim… 

Bu yılki belgeseli seyredene kadar…

İSTERSEK YAPARIZ…

Babam derdi ki: Oğlum Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir...

İngiliz bir türlü karar veremez, çok uzun düşünürmüş. Türk bir bakar; kavrar ve hemen kararını verirmiş ama bir türlü bitiremezmiş. Bir türlü başlayamayan İngiliz de başladığında mutlak bitirirmiş. Başımı arkaya çevirdiğimde babamın her zamanki gibi haklı çıktığını gördüm; çok istememe karşın bitiremediğim o kadar çok iş var ki!

Mavi tren yeni hizmete sokulmuş. Karlı bir gün. İndik ki taksi bile yok. O tarihte bana göre çok yaşlı bir beyle bekleşiyoruz. Bir taksi geldi ama sıra benim. Eğer aynı yöne gidiyorsak paylaşabileceğimizi, başka yönlere gidiyorsak sıramı alabileceğini söyledim. Aynı yöne gidiyormuşuz. 1930 lu yılların sonunda, 40 lı yıllarda Etimesgut, Ankara’ da kendisini uluslararası otoritelere kabul ettiren birkaç tip uçak yapıldığını, uçakların kanat hesaplarını yapan mühendis olduğunu anlattı. Sonra derin bir iç çekişle Marshall planından bahsetti. Çok kısa zamanda çok yararlı, ilk kez karşılaştığım bazı bilgiler verdi. İnerken, hiç değilse oraya kadar yazan ücretin yarısını vermek istediğini söyledi. Onurlu bir sabahtı; kabul ettim. Kırk yıllık dostmuşuz ve sonsuza dek görüşecekmişiz gibi ayrıldık. Bir daha görüşemedik… İnerken büyük bir inançla eklemişti:

- İstersek her şeyi yaparız!..

Sanat Enstitüsü Müdürü babam da aynı söylerdi. İkisine de yürekten inanıyordum. Düşününce buldum ama burukçaydı biraz: Devrim marka otomobil yapmıştık. O da 100 metre gitmiş sonra bozulmuştu! Ben de çok bozulmuştum; ilkokuldaydım ve ülkemin her alanda ileri gitmesi tek amacımdı…

Bozukluğum bu yılki belgesele kadardı…  

YA YAPARSAK…

Yarım Kalan " Devrim " adlı tek bölümlük belgeseli nefesimi tutarak televizyonda izledim. İzledikçe kendime kızdım. Tamam, bilmeyince iz süremezsiniz ama bilmek için de iz sürmek gerekmez mi! Ortalama düşünce şu soruyu hep aramalıydı; aradı da aslında ama Devrim’ e kadar ulaşamadı: Biz niçin yüzde yüzü bizim üretimimiz olan bir otomobil yapamıyoruz? 

İzlerken gördüm ki Türk Mühendisi dünyaya meydan okumuş; 129 gün, şu an bile yüzde yüzü kendisine ait bir otomobilin gerektiği gibi yapılması için yeterli değil! Kopyalasanız daha fazla zaman gerekli! 1961 deki mühendisler parçalarının yüzde yüze yakını yerli olanını yapmışlardı. En önemlisi Türk Motoru yapmışlardı! 

Yapabiliyorduk! Peki neden yapmadık o zaman? Bunun yanıtı çok klâsik ve belgeseli takip eden bir sinema filminde bu yanıtı biraz daha açık vermişler ki filmin de adı Devrim Arabaları.  

Siz okuyanlarımın izniyle tam burada filmdeki kadroyu öveceğim: İşte film de rol de böyle yapılır. İşte artistlik böyle olur…  Bu film, yıllar sonra gördüğüm,Batı ayarındaki  ilk yerli film. Bir sahnesinde dahi, “ Film icabı ” demediğiniz bir film!  1960 lı yılların ahlâk gölünden damlayan ter hücrelerinin denize dönüştüğünü gösteren bir film.

Çalışmanın, hakkına razı olmanın, engellerle savaşmanın, aile yaşamlarını ve kariyerlerinin zedelenmesini göze almamın, gerçekleştirmenin, ilerlemenin, paylaşmanın, azmin, kendine ve birbirine inanmanın; spor yapmanın; iç ve dış şıklığın; tinsel değerlerin; fazladan çalışmalarının karşılığını dahi almaya utanıp devlete bırakan anlayışın temsilcilerinin, o ahlâk gölündeki nazlı sandal ve sağlam kürekleri olduğu yılları oldukça iyi yansıtan bir film. 

Özlediğim ve hâlen var olduklarını bildiğim Türk mühendislerini çok iyi anlatan bir film. Bir yönetmen yazılmış bir metin olmadan, O yıllar konusunu işlemeye zorunlu kılınsaydı ancak bu filmdeki kadar başarılı anlatabilirdi.  

Aynı zamanda abartısız ama sürükleyici bir üretim serüveni…  

Yapamazsınız, yapamazlar inancına karşılık ya yaparsak diye başlayan bir 129 gün. 29 Ekim 1961 Cumhuriyet Bayramında yüzde yüz yerli otomobil Devrim Ankara’ dadır. Aslında beraberliğin ve azmin belgeseli bu iki film, yalnız bu açıdan bile Türk insanına örnek olabilecek yapıtlar; Erdem Belgeselleri de denilebilir…  

Hem belgesele hem filme çok teşekkür ederim. Beni bir yanlıştan döndürdükleri için, yaramı sardıkları için; Devrim Otomobili, otomobil yapamadığımız için “ yolda istop etmemiş ” …   

Dayanamayıp Eskişehir’ e gittim. Tren garında iner inmez hemen alt taraftaki dinlendiği yere gittim. Çok iyi karşıladılar. Sorumlu toplantıdaymış. Bitene kadar çok iyi ağırladılar. Sonunda kavuşma anı geldi. Beni görmeliydiniz. Bir ulusun gururunun bilinmeyen dört parçasından son kalanı sevgilimle aramızdaki bağı ve ilk karşılaşmamamızı asla anlamayacağına emin olduğum, görevi gereği yanımda olması gereken bir yabancıyı, “ Merak etmeyin, ben otomobilden iyi anlarım ”, “  O beni bilir ” gibi gereksiz açıklamalarla ikimizden uzak tutmaya çalışıyordum! O’ na dokundum. Kokladım. Anlamaya çalıştım. O yılların, o yerlerin, o tertemiz yârenlerinin onurlu öykülerini aktarması için elimi uzun süre üstünden ayırmadım. Hâlâ çekici, hâlâ gururluydu; görevliyi kıskandıracak kadar!

- Alp Bey, dokunmuyoruz; koruyoruz! 

Kendisini unutulmayı hazmedemeyen yalnız yıldız gibi hissetmemesi için bir ulusun gizli kalmış gururu oturaklı bu Hanımefendinin kulağına görevliye hissettirmeden fısıldadım: Sizinle gurur duyuyor ve hepimiz sizi çok seviyoruz. Çok alımlısınız!.. 

Sarıldık ve ayrılamadık. O yerinde; ben de köyüme döndüm… 

Devrim Arabaları belgeselini, Devrim arabaları filmini gördükten ve Eskişehir deneyimimden sonra babama ve Kanat Hesapları Mühendisi Beye bir kez daha inandım; Türk insanı isterse yapabilirmiş. Her ikisine de Tanrımdan rahmet dilerim. 

Bugün her şeye kolayca sahip olan ama o yılları ve ailesinden harçlık istemekten tutun da ana sütü kadar arı, üstelik çalıştığında emeğinin karşılığı olarak aldığı, avucunun içindeki memnunluktan* bile baktığında utanç duyup gözyaşı döken babalarıyla henüz tanışamamış genç adamların bu filmi görmelerini ve belgeseli seyretmelerini mutlaka istiyorum. 

… ve sizler… hanımlar beyler... 

Devrim Arabaları sinema filmi şu anda gösterimde; lütfen gidin görün. İki kez gidin. Ayrıntıları ve anlatılanları sakın kaçırmayın; bir sahneyi, bir kelimeyi bile atlamayın… 

… ve… ve… 

Sanırım, kahramanlığın sadece savaş alanlarında gerçekleşmesi söz konusu değil; kimi rahmetli, azı sağ bu yaklaşık otuz kişilik takımı alkışlayabildiğiniz kadar alkışlayın… alkışlayın… alkışlayın…

*memnunluk= bahşiş

: Alp ARPAD,  05 Aralık 2008, 00:53, Ankara                                                                                    Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt