www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD
İZLENİMLERİM 6
|
Eskiden türküleri sevmezdim; sevemezdim! Çok sesli, çok renkli bir hayat görüşüne sahip okul arkadaşlarımızla tek sesli, buna bağlı renksiz türkülere yakın olmak zordu. Zorunlu olarak o programı dinleyen ilk gençlik çağı olarak, baymak kelimesinin anlamını bizden iyi bilen olmamıştır! Kulakları çınlasın, o kadar tek düze türküyü nasıl bulup da bir araya getirirlerdi! Tek radyo, tek düze türkü programı ve onu dinleyen dışa açık gençlik... Hayata küsmediğimize dua etsinler! Klâsik Batı Müziğinin zenginliğinin bu dönemde farkına vardık. Hep özlem içinde yaşadık. Aslında otantik ve köklü kültürel iç zenginliğine ve çok renkliliğe sahip Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği ne zaman çok sesli olacaktı? Çok değil, kısa bir zaman öncesinde türküler değişim geçirdi. Bildik sözleri anlam kazanmaya, tanıdık melodileri değişik tınlamaya başladı. Bunu da en iyi bir şekilde TRT programları yansıttı. Hatta bir ara TRT 4 televizyonunun tutkunu oldum. Şu anda yayın zamanlarının büyük bir kısmını başka bir televizyon için aldılar elimizden. İnşâllah geçicidir; kısa zamanda bu yanlışlarından dönerler. Söylemek istediğimi, sanırım bir sürü gerçek sanatçı adına, yine bir televizyon programında aslında bir " Köy Enstitüleri Mezunu " olan Sayın Musa Eroğlu söyledi: Türkülerimiz niçin çok sesli söylenmesin! Niçin batı enstrümanları sazla, kopuzla birlikte kullanılmasın? " O zaman anladım ki duymasak bile birileri çok seslilik için çalışmalarda bulunuyordu ama herhâlde magazin haberleri kadar kıymet arz etmediğinden bizlere ulaşmıyordu! Sayın Elif Gökalp kendi tanımlamasıyla, " Deli Dolu Bir Soprano "... http://www.myspace.com/sesimus adresindeki sayfasını ziyaret ederseniz çok güzel sesini ve sanatını izlemek ve engin dünyasını tanımak olanağını bulabilirsiniz. Biraz dikkat ederseniz, sürekli gülümseyen, sıcacık içyapısını da görebilirsiniz. Göndermek inceliğinde bulunduğu davetiyenin üstündeki şu açılım dikkatimi çekti: " Türkülerimizi Türk Müziği Enstrümanları ve Batı Müziği Enstrümanları eşliğinde Tenor SIRRI ALI TALAY yorumuyla dinlemeye ne dersiniz?..
Kendimi bir anda konser salonunda buldum. Anladım ki Ankara Radyosunun klâsik özelliğini kazanmış, nice gönül sakinleştiren veya delirten, birbirinden değerli ölümsüz seslerin asılı kalıp durduğu Büyük Stüdyo' daki bu konser canlı olarak TRT Radyolarından da veriliyor. Çok hoş bir coşku, seçkin davetliler, amatör ruhla işini yapan profesyoneller, görsel efektler eşliğinde konserimiz başladı... ve öyle de devam etti... Tenor: SIRRI ALİ TALAY; Yapımcı: Neşe TARTANOĞLU; Müzik Yönetmeni: Ertuğrul KARABULUT; Sunucu: Derya KAYA; Misafir Sanatçılar: Elif GÖKALP, Canan ÖZDEMİR, Deniz Yener KEKEÇ ve Emel TAŞCIOĞLU; Piyano: Aytekin ALBUZ; Bağlama: Arif BALABAN, Hasan ÖZÇIRPAN, Veysel ATAŞ; Ud: Hasan Tahsin SÜMBÜLLÜ; Kanun: Turgay COŞKUN; Klavye: Yavuz BAYRAK; Bas Gitar: Abdurrahman TARİKÇİ; Mey: Ayhan AKIN; Kaval: Ahmet MUSTAFA; Tar: Murat AKÇAY; Vurmalı Çalgılar: Cemil ALTUN, Berat TEKİN... Övmek değil yaptığım; haklarını vermek çünkü derinden hissediyorum! İçten, alçakgönüllü, müziğin, tellerin, nefesin, sesin büyüsüne kendini kaptırmış bir avuç insan... Hepsinden Allah razı olsun; türkülerimi bir kez daha sevdirdiler bana. Sazlar ve koro üyeleri, konservatuar bilginliği ve halk bilgeliği içerisinde notaları sese çevirdiler; epey de kendilerinden katarak. Bizleri ongun kıldılar. Bunu, insan öz kontrolünün yetkinliğin ana koşulu olduğunu bir kez daha hatırlatırcasına yaptılar… Ne bir fazla ne bir eksik ne de bir uyumsuzluk... Bazen mey, bazen kaval; bazen vurmalılar, bazen sazlar; bazen çok bazen üç nota bastı ama ne üç nota! Binlerce notaya bedel; sevginin, enginliğin, yüceliğin, kararlılığın, dinginliğin baş yorumcusu üç nota! Siz hiç dinginliğin fırtına yarattığını gördünüz mü? Görmedinizse topluluktan ama bu topluluktan, Naz Barı' nı dinleyeceksiniz... Naz Barı, Azeri kökenli bir müzik ve rahmetli Nidâ Tüfekçi derlemesi. Öyle bir melodisi var ki… İnsanın tam yüreğine dokunur. İnsanı eritir. Dilsiz isyandır. İsyansız kabûlleniştir. Sevgi madenidir. Hayatın, tatlı olmayan yönlerini de bilgece sergileyen akışıdır. Dinleyenleri kardeş kılar. Yeri mi bilmem ama bence Türkler ve Âzeriler için söylenen ünlü sözün tek temsilcisi, Naz Barı olmalıdır: “ Tek millet, iki devlet ” … Olağanüstü bir yorumdu… Üç sazdan bazen tek bir ses, bazen üç ses birliktelik; bazen senfonik veya antik bir tını ama benzersiz bir tını, bazen yalnızlığın en yalın anlatımının teldeki ses hâli! Her bir nota kendi başına ağladı… Tar zaten vardı ama hepsi de bazen buzuki, bazen mandolin, bazen balalayka oldular… Dingin, halim selim vurmalılar öylesine kontrollü, öylesine etkiliydi ki… Elle derinin her bir öpüşmesi, giden bütünün ardından bakakalan öksüz kalmış parçaydı sanki… Nefeslilerin o başı dik, o içi ezik seslenişi! Müthiş bir uyum… Piyano… piyano… Tebrik etmek az geliyor bana. Piyano, konserin her anında tablonun estetik çerçevesiydi. Sayın Altekin Albuz, ağır Klâsik Batı Müziği yapıtlarını da ağır Klâsik Türk Müziği eserlerini de aynı doygunlukla sese çevirebilen nâdir sanatçılarımızdan. Aynı yetkinlikle türkülere eşlik ettiğine bu konserde tanık oldum; “ Bu iş buraya kadar! Artık Türk müziğinin bütün türlerinde olmazsa olmaz çalgılardan bir tanesi de piyanodur… ” dedirtecek derecede tezi yerine oturttu. Parmaklarınıza ve ruhunuza kuvvet Sayın Albuz… ... Sunucumuz Sayın Derya Kaya’ nın seçkin sesi, lokomotif sunumları ve anlatımıyla, aralardaki Mevlâna çağırışları da gecenin damaklardaki tadıydı. Sayın Ertuğrul Karabulut' un idaresiyse bir şefin duygularının, bilgilerine uygun zamanda ve uygun yerlerde eklendiğinde ortaya yeni bir yetkinliğin çıktığının deliliydi. Konser kapanışındaki anons, sanki radyo dolu yaşamımın bir özetiydi: Trt 3 te konser saatini dinlediniz… Bu konserde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Sağlıcakla ama merakla kalın... |
:
Alp ARPAD,
23.11.2008,
07:19,
Konya