www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD
İZLENİMLERİM 5
|
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü
Etkinlikleri çerçevesinde bir davet aldım. " 8 Mart Dünya Kadınlar Günü "
dolayısıyla " Belgesel Film Gösterimi " olarak 7 Mart günü, Yapımcısının, Yönetmeninin,
Kameramanının, Kurgucusunun, Sayın Pelin ESMER olduğu OYUN adlı 70 dakikalık belgeseli seyredecektik. Afişteki, Köylü Kadınlarının
Tiyatro Serüveni veya diğer bir deyişle, "
Arslanköy Çadır Tiyatrosu Kadınlar Topluluğu
Üyeleri'
B Bu belgesel film, bu oyunun oluşma sürecini ve kadınların bu süreçte geçirdiği değişimi anlatıyor. 10 adet ödül almış:
ÖDÜLLER
Tribeca Uluslararası Film Festivali ( ABD ),
En İyi Yeni Belgesel Film Yönetmeni Ödülü
Trieste Uluslararası Film Festivali ( İtalya ),
En İyi Belgesel Film Ödülü
Yeni Avrupa Filmleri Festivali ( İspanya ),
İnsan Hakları Ödülü
Créteil Kadın Filmleri Festivali ( Fransa ),
En İyi Belgesel Film Ödülü
Navarra Punto de Vista Film Festivali ( İspanya ),
Seyirci Ödülü
Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali ( Almanya
),
Jüri Özel Ödülü Vitoria Adana Altın Koza Film Festivali ( Türkiye ), Yılmaz Güney Anı Ödülü Boston Türk Filmleri Festivali ( ABD ), En İyi Belgesel Film Ödülü
CMCA Akdeniz Belgesel Film Ödülleri (
Uluslararası
SİYAD 39. Türk Sineması Ödülleri ( Türkiye ),
Özel Ödül
ARSLANKÖY ÇADIR TİYATROSU KADINLAR TOPLULUĞU ÜYELERİ: Behiye Yanık, Cennet Güneş, Fatma Fatih, Fatma Kahraman, Hüseyin ARSLANKÖYLÜ, Naşide Kahraman, Nesime Kahraman, Saniye Cengiz, Ümmüye Koçak, Ümmü Kurt, Zeynep Fatih, bazı eşler, köy halkı...
Ali DEMİRTAŞ o yılları şöyle anlatır: " Sivas Kongresi' nde ( 4 - 12 Eylül 1919 ), Mustafa Kemal' in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgütlerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplânması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel' de de milli örgütler, çalışmalarını bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri ( çeteleri ) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı. Mustafa Kemal' in, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara' daki 20.Kolordu' nun kuzeyden, Konya' da bulunan 12.Kolordu' nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdi. Bu talimata göre Konya' daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Keloluk yöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket plânını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel' in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar ( 20 Şubat 1920 ). Kaza merkezi Erçel idi. Mersin ve Tarsus' un kıyı va ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan. Batı İçel' den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel' in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Yağda, Güzeloluk, Sorkun ve Tepeköy güzergahından Arslanköy' e ulaşılabildi, l Mart 1920' de burası işgalden kurtarıldı. Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti'ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım ( Çolak Ali ) getirildi. ( ... ) " 1923 yılında da buraya bir İLKOKUL açılmış. Bu çok önemli bir adım olmuş... Kekik kokan bir köy, tertemiz kalmış köylüler... Şehirlilere taş çıkartırcasına bir beceriyle, saflıkla, anlatıp duruyorlardı. Tamam, biraz sonra konuya girerek belgesel sanatı gereği, kurgu plânına göre ilerleyeceğiz... Hayır! Bana inat, köy ve çevresindeki sahnelerde köyün hanımları konuşmalarına devam ediyorlardı. Birazdan beyler de katıldılar. Hatta çocuklar, bebek çağındaki çocuklar...
Köy hayatının günlük işlerle bezendiği belgeseldeki anlatımlar gittikçe ilginçleşmeye başladığında bütün salon dikkatimizi bir parça daha arttırarak filme verdik. Değişen yüzler arkadaşına içini dökercesine anlatıyordu. Katıksız, yapmacıksız. Hanımlardan birisi hem yürük şivesiyle, Yörük Türkçesiyle kameraya anlatıyor hem de şepit açıyor. Sanarsınız ki kamera da şepit açmaya yardımcı oluyor. Ne kızgın, ne yüksek ama kırgın bir ses kendini, hayatını ve oynadıkları tiyatronun öyküsünü anlatıyor da anlatıyor. Doğanın sesleri, köyün huzurlu hırıltısı, açık, berrak, limon etkili, pırıl pırıl bir hava eşlik ediyor. " Anne bak, yaptım " diyor, civciv sesli iki üç yaşındaki oğlan çocuğu ve ekmek tahtasına " usta " edasıyla pat diye fırlatıyor kahve fincanı büyüklüğündeki şepiti. Annesi, " koy oğlum koy bakalım şuraya... " diyor. Civciv annesinin yanından babası tavrıyla geçip gidiyor bir yerlere, kadrajdan çıkıyor... Bir başka karede, bir baba yere çömelmiş, diğer köylüler tarafından nasıl kışkırtıldığını ama nasıl hakkından geldiğini anlatıyor: " ( ... ) ' meşhur olacak, dediler. Seni bırakıp İstanbul' a gidecek. Çok para kazanacak. Başka birini bulacak ' . Ben dedim ki, ' olabilir. Öyleyse üzülmeye değmez. Ben de burda bulurum başka birini! ' . Yörük Yörük gülüyor sonra. Diğer bir baba, nasıl şaşırdıklarını, karşı çıktıklarını ama başarılı olmayınca yardım etme ve paylaşma yoluna itildiklerini anlatıyor. Bir diğeri oldukça güldürüyor bizi: " Bu bi şey bilmez! Bu ezberleyip de bir şey tutamaz aklında. Bunun ezberi mezberi yoktur. Oğlanla biz elinden tutuyoruz da yardım ediyoruz. Epey öğrettik... " . Bütün bunları değme oyuncuları kıskandıracak şivesiyle söylüyor!.. Bir hanım içini döküyor: " Baba dedim. Ben okuyup öğretmen olacağım. O sıra babam bana keçileri otlattırıyor. ' olur kızım ' dedi. İki sene sonra baba, hadi ben öğretmen olacağım dedim. ' Tabii kızım ' dedi. Epey sonra, ' Kızım sen zaten öğretmensin, oğlaklara öğretip duruyorsun, nedecen şehre gidip? " dedi. Evet, on altı senedir oğlaklara öğretiyorum ben de!.. " Bir de bütün gün çalıştıktan sonra köye dönerken kamyondaki göbek atma sahnesi var ki, " İnsan ancak sevdiği bir işi yaparken dinlenir " in ilk elden kanıtı. Eşleri bir şekilde memnun çünkü hanımlar tiyatro çalışmaları sonunda evlerine çok mutlu dönüyorlar. Kocalar da eşlerine destek olmaya karar veriyorlar böylece. Tarlada, bahçede, her yerde tekstleri tekrar edişlerini, çalışmalarını seyretmek bir ömür değer doğrusu Pelin hanım kamerayı nasıl kullandıysa bırakın kameradan çekinmeyi, kamera onlardan birisi olmuş! Kendi hayatlarını anlattıkları kadın! Oda arkadaşları, hayat arkadaşları! Onlardan bir parça, Pelin ve kamera... Premiyeri köy okulundan aldıkları sandalyelerle köy okulunun bahçesinde yapışları... hazırlıkları, üstüne basa basa, " Hepiniz davetlisiniz... Ücretsiz... " deyişlerini, çabaların meyvelerini toplayan sizmişçesine bir hazla seyrediyorsunuz. Büyük gün geliyor ve o seyircilerin seyirlerini seyretmekse bir ömre değer... Bu belgeselde her şey o kadar doğaldı ki doğa belgesellerindeki doğallık, bunun yanında yapay kalır!
Belgeselin sonunda dediğim gibi, " Önce kimi tebrik edeceğimi, önce kime teşekkür edeceğimi şaşırmış durumda " idim. Arslanköylü kadınların gösterdiği çaba, medeni cesaret, örnek davranış için sanki teşekkür az geliyordu. Onlara bir armağan vermek gerekiyordu. Günü geldiğinde SiZlere de açıklarım. Belgeselin bitiminde söyleşi yaptık. " Sen " diyordu belgeselde Arslanköylü bir hanım, Okul Müdürüne, " koca bir okul müdürüsün! Bunları söylemek sana kolay ama bize zor... ". Oradan çağrışımladım, " Siz " dedim Müdür Beye, " Koskoca bir Müdürsünüz! Ruhunuza sağlık!
Zeki kadınların ve Müdür Beyin fotoğrafını çektim. Güzel bir anı...
Hanımlar ertesi akşamki bir kereye özgü " 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Özel Gösterimi " için " Kadının Feryadı " adlı oyunlarına, Çağdaş Sahneye davet ettiler. Gittim. Çağdaş Sahne küçük ama sıcacık bir yer. Oyunlarıyla bir de onlar ısıttılar. Belgesel ve oyun birbirini tamamladı. Oyunun ortalarındayız. Emine, kocasından dayak yiyor ve karanlıkta yere yıkılıyor. Kaç zaman geçiyor Allah bilir, ayağa kalkıp sendeleyerek sahneyi terk ediyor. Müthiş bir etki, seyirci şaşkın, üzgün. Her yer karanlık ve hüzün. Adamı sahneye gelip onu arıyor: " Emine! Emine!.. " . Tam bir sessizlik. Birden orta sıralardan bir ses: " Gitti!.. " . Annesiyle beraber seyreden üç yaşlarında bir kız çocuğunun, galiba isyan sesi!.. Sevecen gülüş askılı salon ve sahne alkıştan yıkılıyor... Oyun bitiyor ama seyircinin yüzde yetmiş beşi hâlâ içerde. Oyundan sonraki bir saat herkes ortaya duygularını, sorularını, kurtlarını döküyor. Yöresel çığırıyor Behiye Hanım; salon pür dikkat. Daha sonra Okul Müdürü Hüseyin bey anlatıyor: - ( ... ) Çoğu kere çağrılan her yere gidiyoruz. Bazen cebimizden harcıyoruz. Burada ODAİE' nün davetlisiyiz. Hoş biz bunu cebimizden para verip de sergiledik Mersin' de! Sağ olsun Çağdaş Sahne," Biz bir şey istemeyiz. Siz gelip oynayın " dedi... Ücretsiz prömiyer köy okulunda. cepten gala Mersin' de! Ortada gerçekten bir tiyatro aşkı var. Bir de sanatseverlerin Çağdaş Sahne yöneticilerine teşekkür borcu var... Köylü Kadınlarının Tiyatro Serüveni' nin " Dondurmam Kaymak " filmine esin kaynağı olduğu söyleniyor. Aslında kadın erkek hepimize olmalı... Amaç paylaşmak; eğer alıp verebiliyorsak, ne mutlu bizlere! Sağlıcakla ama merakla kalın... |
:
Alp ARPAD,
09.03.2007, 23:23,
Ankara