ANEKDOT ÇAĞLAYANI
|
Bİzİmkİnİn MaceralarI 2 Bizimki bir gün bir kitap yazmaya karar verir ve hemen ünlü ama okunmayan yazara koşar. " Sevgili Üstat, ben bir kitap yazmaya karar verdim ama çok satsın istiyorum, ne yapmalıyım? " der. Ünü aşmış: " Bak oğlum, ülkemizde tutan üç şey vardır. Birincisi seks, ikincisi asalet, sonuncusu da gizem... Sen kitaba bunları içeren bir başlık koyarsan kitabin en az 10.000 satar ". Bizimki hemen başlamış kitabı yazmaya, üç ay sonra geri gelmiş. Meşhur, kitabın adını sormuş, Bizimki: " Kontesi kim becerdi? " demiş. Anlı sanlı: "Aferin, çok güzel olmuş, kontes ile asaleti, becermekle seksi vurgulamışsın, kim de gizemle ilgili. Ama sana söylemeyi unuttuğum bir şey daha vardı; ülkede en çok tutan şey aslında dindir. Bir de onu koyarsan, o zaman Best Seller olursun. " Bizimki yine çıkmış ve kitabi değiştirmeye başlamış. Bir ay sonra tekrar geri gelmiş. Yedi Cihana bedel, kitabın adını sormuş, Bizimki cevap vermiş: " Allah Allah, Kontesi kim becerdi? " Gönderen: Serra YILMAZ
İŞTE BU KADAR Hani şu meşhur dörtlü vardır ya... Bir İngiliz, bir Fransız, bir Amerikalı ve bir Türk; işte bu defa onların eşleri bir araya gelmiş. Önce İngiliz hatun başlamış anlatmaya: - " Benim eşim öyle romantiktir ki, her sabah eline bir gül alır o gülü tüm vücudumda gezdirerek beni uyandırır " Amerikalı kadın atılmış: - " Aaa, benim eşim de çok romantiktir. Sabah ayak ucumuzdaki pencereyi açar hafif rüzgar ayaklarımdan başlayıp tüm vücudumu gezerek beni uyandırır ve eşim mutlaka başucuma bir çiçek bırakmış olur " Fransız gülümsemiş: - " Bunlar da ne ki... Benim eşim her sabah ayaklarımdan başlayıp tüm vücudumu ve en son da dudaklarımı öperek uyandırır beni.. Ben her sabah mutluluğun doruklarında uyanırım. Sıra Türk hatuna gelince o şaşkın şaşkın diğerlerine bakıp demiş ki: - " Valla, ben öyle orospuluklardan anlamam; çişim gelir uyanırım!.. Gönderen: Nazlı YILMAZSERT OYUNCUNUN GÜCÜ Genç kadın sanatçının ince kostümünün altındaki nefis hatlar adamın içini gıcıklarken adam rol icabı kadından ister. Kadında rol icabı vermemektedir. Adamın ısrarları boşunadır. Kadın bin dereden su getirmekte, sahne uzadıkça uzamaktadır. Salonda bütünsel bir gerginlik vardır. Adam sahneyi terk edecekken kadın repliğini söker: - ... ama beri taraftan aç olanı da doyurmak gerekir!... deyince salonda büyük bir alkış kopar. Erkek ve kadın, bütün seyirciler ayakta alkışlamaktadır.... Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA SAĞLAM TANIK Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir kadını çağırırlar. Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşıp sorar:
- " Bayan Jones... Beni tanıyor musunuz? "
Yaşlı teyze cevap verir: ÖKSÜRÜĞÜN SEKSİSİ
Adam, doktor arkadaşına bir mail atmış: OKTAY ORTAOKULDA Öğretmeni Oktay' a sordu: - Almanya ile Fransa kaç kez savaştı? - Beş kez öğretmenim. - Aferin, say bakalım! - Bir, iki, üç, dört, beş... Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA HIRSIZ HOROZLAR İki hırsız horoz iş başındadırlar. Malları torbaya koymuş, yatak odasından sessizce tüyecekken şafak sökmeye başlar. Yaşlı tecrübeli hırsız horoz, genç hırsız horozu telâşla uyarır; - Sakin ol! Yapabilirsin! Kendini tutabilirsin! İradeni kullan... Sakın ötme... Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA HAYIRLI EVLÂT Üç Yahudi genç kardeş kendi islerini kurup zengin olmuş ve yaş gününde annelerine aldıkları hediyeleri birbirilerine anlatarak böbürleniyorlarmış. Birincisi demiş ki: - Ben anneme kocaman bir ev aldım. İkincisi: - Ben bir Mercedes aldım ve bir de şoför tuttum. Üçüncüsü: - Benim hediyem hepinizden güzel. Annemin Tevrat' ı okumayı ne kadar sevdiğini ve gözleri iyi görmediği için artık okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevrat' ı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca her yıl 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer. Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak. Kısa bir süre sonra anneleri üçüne de birer teşekkür mektubu yazmış: - Milton,bu ev çok büyük. Bana tek bir odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum oğlum... " Marvin' im, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba, işten çıkardım... - Canım Melvin' im benim, hakikatli oğlum, annesini mutlu etmeyi bilen tek evlâdım... Nerden bulursun böyle orijinal fikirleri, hediyeleri be yavrum, canım benim... Tavuk çok lezzetliydi, çok teşekkür ederim. " Gönderen: Serra YILMAZ KİŞİ KENDİNİ BİLMEK KADAR... Yaşlanmaktan nefret eden bir zat, dişlerini yaptırmaya gider. Dişçinin odasında beklerken diplomasını görür. Bu otuz yıl önce, lisedeki sınıf arkadaşıdır. Odaya girince çok şaşırır. Kel kafalı beyaz saçlı bu adam, sınıf arkadaşından çok farklıdır. Onun için çok üzülür. Sürpriz yapmaya karar verir; - Lisenizi yıllarınızı hatırlıyor musunuz? - Evet... - Kaç yılında mezun oldunuz? - 1975. Niçin sordunuz? - Siz benim sınıfımdaydınız da onun için! - Öyle mi? Ne güzel bir tesadüf! Gerçekten özür dilerim, tam olarak anımsayamadım. Hangi derse geliyordunuz öğretmenim? Gön: Serra YILMAZ SERT Mİ YUMUŞAK MI? Kış başlamak üzeredir. Kızılderili topluluğu reisin etrafına toplanmış, kışın sert mi yoksa yumuşak mı geçeceğini öğrenmek isterler. Geleneksel yeteneklerini dedelerinden bu yana çoktan kaybetmiş bulunan şef işi sağlama almak için kışın sert geçeceğini ve mümkün olduğunca fazla odun toplamalarını söyler kabilesine. Akıllı bir adam olan reis birkaç gün sonra yakınlardaki meteoroloji istasyonuna telefon eder: - Bu kış soğuk mu geçecek sizce? diye sorar. Meteorolog cevap verir: - Evet, oldukça sert geçeceğe benziyor. Bu cevabı yeterli bulan alan reis derhal kabilesine döner ve kışın çok sert geçeceğini, daha çok odun parçası toplamaları gerektiğini söyler. Bir süre sonra Meteoroloji istasyonunu tekrar arar ve sorar: - Kış hâlâ soğuk mu geçeceğe benziyor? - Evet. der karşıdaki: Oldukça soğuk geçeceğe benziyor. Şef kabilesine döner ve sadece odunları değil bulabildikleri her çalı çırpıyı toplamalarını ister. Birkaç gün sonra meteoroloji istasyonunu tekrar arar: - Kışın sert geçeceğinden gerçekten emin misiniz? diye sorar. Adam: - Kesinlikle. Bugüne dek yaşanan en sert kışlardan birini yaşayacağız gibi görünüyor. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz ? diye sorar şef. Meteorolog yanıtlar: - Kızılderililer çılgınlar gibi odun topluyor!... Gönderen: Haluk GILDIŞ DENİZDE KUM İki Karadenizli duymuşlar ki Amerikalılar işi azıtmış, Kızılderililerin kafatasının adedine 250 USA doları veriyor. O zaman için büyük para. Bir servet! İlk gemiyle soluğu orda almışlar. Rehber tutmuşlar. Dağ, dere tepe demeden günlerce her yerde Kızılderili aramışlar. Bulamamışlar. Bezginlikle, yorgunlukla kamp yerindeki çadırlarının içine girip yatmışlar. Ertesi sabah Dursun bir uyanmış ki etraf Kızılderili kaynıyor. Her taraflarını sarmışlar. Dağ taş yok; Kızılderili var! Savaş kıyafetlerini giymişler; savaş baltalarını çıkarmışlar, savaş tüylerini takmışlar... Rehber, " oh my God " diyerek istavroz çıkartmaya başlamış. Dursun Temel' i sarsa sarsa uyandırmış; - Uyan Temel uyan; yırttık! Paranın ... koyduk! Gönderen: Haluk GILDIŞ BERABERE İki Kuzey Irak takımı maç yapıyorlarmış. O esnada stadın yanından bir tren geçiyormuş. Misafir takım trenin düdüğünü hakemin bitiş düdüğü zannetmişler. Ve sahayı terk etmişler. Kalan 85 dakikada Ev sahibi takım da gol atamayınca maç 0-0 berabere bitmiş. Gönderen: Nazlı YILMAZSERT FACİA Dört kişilik bir Amerikan eğitim uçağı Güneydoğuda mezarlığa düşmüş... 80 ceset çıkarmışlar ve ölü sayısının artmasından korkuyorlarmış...Gönderen: Nazlı YILMAZSERT LÜTFEN YANİ Seksenli yılların sonların bir maç sırasında hakem A takımının çok belli olan 2 golünü vermez, B takımına havadan bir penaltı verir. Maç çığırından çıkmıştır. A takımı neredeyse sahayı terk etmeyi düşünmektedir. B takımı 2. golünü de atar. A takımının kaptanı santrayı yapmaz, bekler. Hakem düdüğü bir daha çalar ama kaptan hâlâ topa dokunmaz. Hakem, " Kaptan neden başlamıyorsun, bak kart çıkartırım " der. Kaptan cevap verir: - Hocam sahanıza geçin de başlayalım! |