www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

ANEKDOT  ÇAĞLAYANI


FREUDE

Canan Hanım rahmetli şair Can YÜCEL' in ikizidir. Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli YÜCEL' in çocuklarıdırlar.  Nisan 2006' da Ankara' da bir toplantıdayız. Canan hanım anlatıyor: " Evde klâsik batı müziği dinliyoruz. Misafirler var. herkes can kulağıyla dinliyor. Beethoven' ın 9. senfonisinden bölümler dinliyoruz. Artist aralarda gür bariton sesiyle FROYDE diyor. Kardeşimle annemin eteğine sığınıyoruz. Korkuyla soruyoruz; Ne diyor? Annem yanıtlıyor;  Yaramazlık yok!  Bu arada unutmadan söyleyeyim, FREUDE Türkçede NEŞE anlamına geliyor! "  Gönderen: Alp ARPAD

Çetin ALTAN

" ( ... ) Bu arada Akşam gazetesi el değiştirmiştir, yeni sahibi Malik Yolaç büyük gelişmeler peşindedir, Çetin Altan’a iş teklif eder ve ünlü “ Taş ” köşesi başlar. Bu kez köşenin adını kendisi koyar. “ Akşam ” da işe başladığı sırada, böbrek taşı nedeniyle ağrılar içindedir Altan, yazısını teslim etmiştir ama başlığı yoktur sütununun. Baş mürettip ikide bir gelip sormaktadır:  - Haydi Çetin, başlığı söyle... , - Haydi Çetin, söyle şu başlığı...,  Ve acı içindeki yazar: - Taş, der, taş olsun... " Biyografisinden...  Gönderen: Sebatı TAŞLIK

Birkaç Yüzyıl Önce

Papa bütün Yahudilerin Roma' yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler. Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz' i seçerler. Ancak Moiz' in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler. Papa kabul eder. Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır. Bunun üzerine Papa  ayağa kalkarak, " Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler " der. Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan kardinaller  Papa' ya ne olduğunu sorduklarında Papa; " Ben önce üç parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek Tanrı' yı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı' nın bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde, o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı' nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti.  Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı' nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zamanda hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Herifin her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki? " Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz'  in etrafını sarmış ona nasıl başardığını sordular. Moiz; " Önce bana üç parmağını gösterip üç gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim " " Sonra ne oldu? " diye kalabalık heyecanla sormuş. " Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!.. "

Yani anlıyoruz ki;

İNSANLARIN NE KONUŞTUĞU DEĞİL NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR. YA SENİ ANLAYAN BİRİ İLE KONUŞ, YA DA ANLAŞILMIYORSAN SUS Kİ,  KONUŞTUĞUN KİŞİYE, BİR DE KENDİNİ ANLATMAK ZORUNDA KALMAYASIN!  Gönderen: Ümmü GÜLSÜM

Bisiklet Tamircisi

Hitler ve Stalin bir gün bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene; " Ya bunlar Hitler ve Stalin değil mi " diye sorar. Barmen, " Evet, onlar " der. Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar: " Selâm, ne yapıyorsunuz? ". Hitler cevaplar: " III. Dünya savaşını planlıyoruz ". Adam sorar: " Gerçekten mi? Neler olacak bakalım? ". Hitler: " Bu sefer 14 milyon Yahudi' yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz " der. Adam sorar: " Bir bisiklet tamircisi mi!... " . Hitler Stalin' e döner ve der ki: " Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi' yi takmayacağını söylemiştim! "  Gönderen: Ümmü GÜLSÜM

Aydınlık

Bir bilge adam öğrencileriyle otururken demiş ki; " Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar,  ne zaman ortalık aydınlar? " Öğrencilerden biri; " Uzaktaki sürüye bakarım " demiş, " koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir " Başka bir öğrenci söz almış ve  " Hocam " demiş, " İncir ağacını,zeytin ağacından ayırdığım zaman anlarım ki  sabah başlamıştır "  Bilge adam uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve “ Siz ne düşünüyorsunuz hocam? " diye sormuşlar. Bilge şöyle demiş; " Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona arkadaş diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, AYDINLIK başlamıştır...." Gönderen: Ümmü GÜLSÜM 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kapı Kolu

19’ uncu yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt' ın, bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu. Hunt' ın " Evrenin Işığı " adını verdiği bu tabloda gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı. Adam, öteki eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu.
Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt'a döndü:
"
Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım" dedi." Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da..."
Hunt gülümsedi. "Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki..." dedi ve tablosunun anlamını açıkladı. "Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur...
"
Gönderen: Ümmü GÜLSÜM

Tütün ve Enfiye

Lise 2’ de, yani 10. sınıfta bir fizik öğretmenimiz vardı. Adını şu an hatırlayamıyorum ama kendini o yıldan bu yıla hiç unutmadım. bugün de olduğu gibi hep hasretle, saygıyla ve sevgiyle andım. Bir gün dersteyiz. Bir arkadaşımız kendisini kızdırdı. Galiba taklit yapıyordu:

-Biz arkadaşlarım, galiba enfiye ruhlu milletiz!

Kimse bir şey anlamamıştı. Devam etti:

- Bazı milletler tütün ruhludur. Gittiği yere kokusunu bırakır. Bazıları da enfiye; gittiği yerin kokusunu alır!  Gönderen: Alp ARPAD

                                                                                 Diğer bir ANEKDOT için

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt