www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

ANEKDOT  ÇAĞLAYANI

Çocuk Parkı

TRT Gap televizyonunu seyrediyorum. Eğitim Gönüllüleri Derneği GAP Bölgesinde bir faaliyette bulunmuş. Onu anlatıyorlar. Bir çocuk parkı yapmışlar. Bütün çocuklar sabırsızlık ve ilgi içinde parklarına kavuşacakları anı bekliyorlar. Günlerce bölgenin her yerinde anons yapılmış; çocuklar parkınız oluyor, parkınız bitmek üzere, parkınıza kavuşmaya az kaldı diye... Sonunda parkın açılışı yapılıyor. Büyük bir kargaşalık yaşanıyor. Hepsi parka koşuyor ve dilediğince yapmak istediklerini yapıyor. Bu arada, bir görevli de düzeni sağlamaya çalışıyor. Yapmayın etmeyin, şöyle yapın, böyle yapın şeklinde kontrol etmeye çalışıyor. On, on iki yaşında bir çocuk kendisine bağırıyor uzaktan;

- " Hani bu park bizimdi? Yoksa bizim değil mi? Öyle dediniz ya bize! "  Gönderen: Nazlı Çiçek

Çivi

Babası oğlunu çağırır; " Eline bir tahta al. İnsanları kırdığında hatırlamak için bir çivi çak. Sonra bir bakarız duruma " der. Aradan uzunca bir süre geçince baba tahtayı görmek ister. " Bak oğlum, tahta dolmuş. Başka bir tahta al ona devam et. Buna da başka bir uygulama yapalım. Kırdığın insanların gönlünü aldığında, bir çiviyi geri sök. sonra bir ara bakarız " der. Bir süre sonra oğul sevinçle babasına koşar ve ilk tahtayı gösterir. " Baba bak, gönül tahtasında çivi kalmadı. Bir sürü gönül aldım "..  Baba tahtayı inceler ve oğluna da inceletir. " Gördün mü oğlum! Çok iyi yapmışsın, gönül almışsın ve çivi kalmamış. Ama, çivilerin izleri hala duruyor. İşte gönül kırmak böyledir. Sonradan alırsın ama izlerini silemezsin ". Gönderen: Nuri Ahmet SARMAL 

Eline Sağlık

Padişahın canı sıkılır ve sıkıntısının geçmesi için Sıkıntıcıbaşını görevlendirir. O da padişahı eğlendirmek için dünyanın en ilginç işlerini yapanlararası bir turnuva düzenler. Birbirinden ilginç, inanılmaz gösteride bulunur katılanlar. Ama bir tanesi vardır ki, tam iki bin altı yüz seksen beş metre uzaklıktan, en küçük iğne deliğine, en büyük ipi tık diye geçirir. Herkesin aklı durmuştur bu hünere. Padişah zevkten dört köşe olmuştur. Adamı yanına çağırtır, tebrik eder ve yüz sopa eşliğinde yüz altın verilmesini söyler. Altının ve tebrikin sevinci ile sopanın ürkütücülüğü arasında kendinden geçmiş İğnegeçirici padişaha inler;

- " Yüce devletlim, altını anlar gibiyim. Yaptığım iş, büyük iş! Sopa niye, işte onu anlamadım? "

- " Evladım, altın hünerinin karşılığıdır.. Şimdi sen bu hüneri kazanmak için epey terlemişsindir? "

- " Terlemem mi devletlim! Tam yirmi üç senemi verdim başarmak için!

-" Aferin yiğidim aferin! Yirmi üç sene akıllı uslu bir işe gönül verseydin de, hepimize faydalı olsaydın, ülkene faydalı olsaydın; işte o sopa bunun için! Afiyet olsun..."  Gönderen: YunusBir

Tembel

Radyoevine yeni bir müdür tayin olur. Adetten olduğu üzere etrafı dolaşmaya başlar. Stüdyonun bir tanesinde orkestra Beethoven kayıt yapmaktayken müdür seyreder. Davulcu partisyonu gereği işini yapmaktadır. Kayıt biter, müdür davulcuyu makama çağırtır; - " Kemancılar, piyanocular, öteki aletçiler kendilerini paralarken sen aralarda çalmaktan utanmıyor musun? "... Gönderen: YunusBir

Müstakbel Evlat

Bernard SHAW güzel bir yüze sahip değildir. bir toplantıda çok güzel bir kadın yanına yaklaşır;

- " Sizle evlensek ama çocuğumuz güzelliğini benden, zekasını sizden alsa ne kadar güzel olurdu! " SHAW gülümseyerek cevap verir;

- " Bu riski göze almam olanaksız madam. Ya tersi olursa! " Gönderen: YunusBir

Adamına Göre

Pazarlama şirketi iyi bir elemanını Afrika' ya ayakkabı satmaya gönderir.  Eleman Afrika' yı iyice tanıdıktan sonra geri döner ve raporunu yazar;

- " Orada herkesin ayağı çıplak. Kimse ayakkabı kullanmıyor. İyi bir pazar değil... " Pazarlama müdürü tatmin olmaz. İkinci bir iyi elemanını gönderir. Makul bir müddet sonra dönen ikinci iyi eleman da raporunu yazar;

- " Orada herkesin ayağı çıplak. Hepsine bir ayakkabı satmak mümkün. Çok iyi bir pazar..."  Gönderen: YunusBir

Ha, O Zaman...

Adam boğulmaktadır. Kıyıdakiler bir türlü yardım önerilerini adama kabul ettirememektedirler. Güngörmüş biri daha katılır topluluğa ve olayı anladıktan sonra bir de ben deneyeyim der;

- " Beyefendi, verin elinizi de çekeyim sizi.." Adam kabul etmez. Güngörmüş devam eder, " Beyefendi ne iş yaparsınız? "

- " Maliyeciyim.. " der boğulma adayı. " Ha, o zaman başka.. Alın elimi beyefendi!. " Adam kurtulur... Gönderen: YunusBir

Buyurun!

Nefis bir akşam yemeği yenmektedir. Müzik, manzara, dekor, personel, çevre ve her şey çok güzeldir. Masa tertemiz, örtüsü bembeyazdır. Her ikisinin de aklı gecenin yaşanacak diğer saatlerindedir. Sıkılırlar, hadi demek isterler ama kim önce diyebilir ki? İşte bu sırada güzel kadın bacak bacak üstüne attığı ayağını şuursuzca kıpırdatmaktadır. Masa sallanmakta ve üstündeki nadide kırmızı şarap şişesini de sallamaktadır. Artık beklemekten sıkılmış, sallanan ayağın ara sıra kendisine değen tahrikine dayanamayan, şarabın ziyan olacağından endişelenen, örtünün lekelenme mahcubiyetini göze alamayan adam kadını uyarır;

- Hanımefendi, şarap! sallanıyor! Örtü beyaz, dökülebilir! Ayağınızı sallamasanız...

- A! Hiç önemli değil, adetimdir! diye, benzer sıkıntılar içinde kıvranan kadın umursamazmış gibi cevaplayarak psikolojik ayak sallamasına devam eder. Sonunda beklenen olur. Şarap bembeyaz örtünün tam ortasında koca bir leke bırakacak şekilde dökülür. Bezmiş adam gülümseyerek patlar, lekeyi göstererek;

- İşte buyurun! Gördünüz mü adetinizi?  Gönderen: YunusBir

Ederi Nedir?

Padişah Sultan Aziz' in Fransa gezisine katılan Fuat Paşa’ya, İmparator III. Napolyon, Girit’in fiyatını sorar;

- " Girit' i kaça satarsınız? "  Fransa' nın Girit adasında gözü olduğunu bilen Fuat Paşa gülümser;

- " Aldığımız fiyata... "  Girit adası yirmi beş yıl süren bir savaş sonrası alınmıştır.  Gönderen: Yalvaç ŞALKAVA  

999

Avcılar ve atıcılar kahvesine elindeki tüfekle telaşla giren avcı Recep meraklı kalabalığa anlatmaya başlar;

- " Yahu kardeşim, ne şans bendeki ya! Yorgunum ya, bir çay içip dinleneyim dedim. Evden çıkarken de laf olsun işte, alışkanlık, tüfeği yanıma almışım. Az yürüdüm, tepemde bir karanlık. Laf olsun işte, alışkanlık, tetiği bir çektim, pat 333 tanesi yerde! Kısmete bak ya, dinlenecez ya.. Bıraktım orda onları, adımlarımı sıklaştırdım, bir karaltı daha tepemde. Laf olsun işte, alışkanlık, pat, 333 daha. Etti 666.. Delireceğim sinirden. Bıraktım onları da orda. Geliyorum, bir karaltı daha. Laf olsun işte, alışkanlık, pat... "

- " 333 daha! "

- " Ne bildin Osman? "

- " Hiçç, tahmin işte! "

- " Evet. Doğru! Etti 999.. "

- " Ya Recep, şuna 1000 de de rahatlıyalım bari! "

- " Ne yani, Nuri, bir tane için yalan mı söylicez şimdi? " Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA   

Sarıl Bana Sevgilim

Aşk yapmak üzere halvet olan çift tam da zamanıyken, kadın rica eder;

- " Sevgilim sadece sarıl bana. Şu an hazır değilim. Tek isteğim bana sarılman! " Adam sabretmeyi deneyerek uzaklaşır. Ertesi gün çok pahalı bir mağazayı dolaşmaktadırlar. Adam çok iyi niyetli bir edayla; 

- " Sevgilim, o elbiseyi bırak ötekini al. Çok pahalı ama çok da güzel. Sana yakışır. Sevgilim, o mayo demode, sağdaki yokiniyi al. Sana yakışır. Sevgilim, o paltoyu bırak, soldaki kupon kürkü al. Sana yakışır. Sevgilim, o bijuteriyi bırak, hakiki pırlantalı elmaslısını al. Sana yakışır... "

- " Ohh, Riffaat! Senin bu kadar şey olduğunu bilmiyordum canım! Haydi ben hazırım!... Kasayı halledelim de biran önce senin oraya gidelim... "

- " Eveeet.! Ohhh, Nalan! Sarıl onlara sevgilim. Sıkıca sarıl. Hisset onları! Sana yakışır! Sarıl ve sabret, ödemeye henüz hazır değilim..."     Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA   

Oktay Beş Yaşında

Yaramaz Oktay ile komşu kızı Ayşe arasında bir şeyler kıpırdar. Ortam yaratmak isteyen çift bir kedi ile oynamaktadır. Ayşe' de az değildir hani;

- " Oktay, bak bakalım! Dişi mi, erkek mi? " der. Oktay ağabeyinin kızlarlayken girdiği pozlara girer ve cevaplar;

- " Bakmama gerek yok kız Ayşe! Erkek olduğu çok belli. Baksana bıyıklarına! "  Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA

Oktay Beş Yaşında ve Bakkal

Yaramaz Oktay mahalle bakkalının kendisini aldattığı kanısındadır. Elindeki içi boş kola kapağını Bakkal Remzi' ye uzatır.

- " Bak bakalım! Hediyesi var mı? "

- " Yok! "

- " Hediyesi var mı? "

- " Yok! "

- " Hediyesi var mı? "

- " Oktay çocuk! Bir kez daha hediyesi var mı diye sorarsan seni kulaklarından duvara çivilerim! "

- " Peki çivin var mı? "

- " Yok, ama.."

- " Hediyesi var mı?... "   Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA

Oktay Yedi Yaşında 2

Yaramaz Oktay birinci sınıfı yarılamışken, gününün nasıl geçtiğini soran babasına;

- " Bugün atı öğrendik ama ben atın ne olduğunu anlamadım! Yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır denirmiş. Peki ne zaman ata at diyorlar? " der.     Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA  

          

                                                                                                                   Diğer bir ANEKDOT için

 

 

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt