www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

ANEKDOT  ÇAĞLAYANI

KIBRIS usulü sohbet

Üç kadın arkadaş Girne limanında çay içmeye giderken, çayını içip kalkan iki kadın arkadaşıyla karşılaşır. Yeni gelenlerden biri ötekilerden birine seslenir;

- Na pan?  ( nasılsın )

- Napa yım? ( nasıl olayım ki, bildiğin gibi işte ) Bu arada ilk soru soranın arkadaşı destek verir;

- Nap çen? ( ne olacak ki, hep aynı şeyler, başka ne yapabiliriz ki )

- Eh!

Sohbet bitmiştir. gruplar yollarına devam ederler!... Gönderen: Alp ARPAD

İlâcın Kronolojisi

M.Ö. 2000 " Al, bu kökü ye! " > M.S. 1000 O kök kötü. Gel, bu duayı oku! > M.S. 1850 O dua batıl inanç. Al, bu iksiri iç! > M.S. 1940 O iksir yılan yağı. Al, bu hapı yut! > M.S. 1985 O hap etkisiz. Gel, bu antidepresanı al! > M.S. 2000 O antidepresan ise yaramaz. " Al, bu kökü ye! "

Gönderen: Sema OKURER

Görebİlmek

Bir gün Avrupa' nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu abisinin bir sonraki seneki doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider. Şanslıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve " Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum; tüm paramda bu kadar " der. Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar: " Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar küçük bir rakkama sattın? " Adam cevap verir: " Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?..." Gönderen: Hamdi ŞİMŞEK

Acele İşe Şeytan Karışır

Bir gün bölgeler arası folklor yarışması düzenlenmiş. Finalde Karadeniz Horon ve Ege Zeybek ekipleri çekişmiş.Yarışmayı Ege Zeybek kazanmış. Karadenizliler duruma fena halde bozulmuşlar;

- " Tabii " demiş ekip başkanı Temel; " Oynarken çok acele ettik; keşke biz de onlar gibi düşüne düşüne oynasaydık! "

Gönderen: Ünlü GÜLSÜM

Yürümek, Ya da Yürümemek

Ehliyetini henüz alan genç Haham olan babasına ailenin otomobilini kullanıp kullanamayacağı hakkındaki fikrini sorar;

- " Senle bir anlaşma yapalım oğlum; Eğer okuldan yüksek not getirirsen, dini kitabımız Talmud' u biraz çalışırsan, saçını da kısa kestirirsen bu konuyu konuşabiliriz " der. Çocuk bir ay sonra babasına artık otomobili kullanıp kullanamayacağını yeniden tartışabileceklerini sorar;

- " Oğlum seninle gurur duyuyorum. Çok yüksek notlar getirdin. Talmud' u da azimle çalıştın. Ama hâlâ saçını kısaltmadın? "

- " Biliyor musun baba, düşünüyorum da Musa, Samson ve Nuh' un, hatta İsa' nın bile hep uzun saçları vardı? "

- " Evet! ve her yere yürüyerek gittiler !... "  Gönderen: Serra YILMAZ

Görevlİ Dedİğİn

Aşırı sinirli biri, havalimanında ' bavul kabul bankosu ' ndaki ilgili memura etmediği hakareti bırakmamış .. Müşterinin abartılı  kabalığı karsısında, banko memuru sakin ve güler yüzlü bir şekilde davranıyor, hiç cevap vermeden işine devam ediyormuş .. Adam işi bitip gidince, bir arka sıradaki müşteri;

- " Sizi tebrik ederim..! " demiş memura, " Hiç tahrike kapılmayıp nezaketinizi sürdürdünüz.. Ama bu kadarı  da yanlış ... Yapabileceğiniz bir şeyler olmalı.. ."

- " Olmaz olur mu, var efendim.. " demiş , memur gülümseyerek, " Şerefsiz New York' a gidiyor, bavulları Bangkok' a..! " Gön: Serra YILMAZ

KasabalIlar

Sirk kasabaya girerken arslan terbiyecisi terk-i dünya eylemiş. Hemen kasaba gazetesine ilan vermişler. Maceracı, genç, uzun boylu, esmer bir hatun ile çorba parasına bile razı şişman, kısa boylu işsiz bir bey olmak üzere iki kişi başvurmuş. İkisi de arslan terbiyecisiyiz demişler. Emin misiniz diye sormuş patron. Emininiz yanıtını alınca önce sen gir demiş hatuna. Hatun kafese girmiş, tam arslanın acımasız, isterik, vahşi pençelerine yakın arkadaş olma fırsatını yakalamışken birden paltosunun önünü açmış. Afallayan arslan bir bakmış, bir bakmış; kedi rolünü üstlenerek baştan aşağıya kadını yaşamış. Sonra da gitmiş ayaklarının dibine yığılmış, kalmış. Kadın ayağını arslanın kafasına koymuş.

- " Nasıl? " demiş patron, " Sen de aynısını yapabilir misin? " Peltelemiş adam silkinmiş;

- " Olur, yaparım. Ama önce arslanı dışarı çıkart! "    Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA

İsa ile Musa

Hırsız, gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda,  yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir  ses duyar;

-  " İsa seni izliyor ! "  Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız, bir  yandan da evdeki değerli şeyleri aramaya devam eder. Tekrar ayni sesi duyar,

- " İsa seni izliyor ! " Bu kez  hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir  papağan görür.  

- " Bunu sen mi söyledin? " diye papağana sorar. Papağan;

- " Evet, yalnızca seni  uyarmak için " der. Hırsız;

- " Ne !  beni uyarmak mı ! Kimsin sen ?  Adın ne senin ? "

- " Musa " diye cevap verir papağan.

- " Musa ! " der hırsız, " Hangi salak bir papağana Musa  adını koyar ki !? "

- " Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran Dobermana ' İsa ' adını veren  salak olabilir ! "  Gönderen: Mehtap İNAN

Hurİye - Dürİye - Nurİye

Huriye, Nuriye ve Düriye 75 - 80 yaşlarında, çok eski üç arkadaştır. Bir gün Huriye, Nuriye' ye telefon eder, Düriye' ye gitmeye karar verirler ve her nasılsa giderler. Biraz muhabbetten sonra Düriye kahve yapar ve içerler. Biraz sonra Düriye yine :
- " Ay kusura bakmayın unuttum, birer kahve yapayım da içelim " der. Huriye ve Nuriye bir şey demezler ve içerler. Aradan biraz zaman geçer. Düriye yine :
- " Size bir kahve bile yapmadım hemen yapayım da, içelim " der ve yapar getirir. Bizimkilerde yine itiraz yok. Akşama doğru Huriye ve Nuriye kalkarlar, yola düşerler. Yolda bastonları ile yavaş yavaş yürürken aralarında şu konuşma geçer:
-" Kız Nuriye, gördün mü Düriye' yi!... Ne kadar pinti olmuş... Bize bir kahve bile ikram etmedi! "
- " Kııııızzz Huriyeee, Düriye' yi ne zaman gördün? "          
Gönderen: Nazmi Hakan GÜLER

ESO  

İneğin biri çayırda otlarken yanına tavuk yanaşmış:

- " Sayın İnek Hazretleri ” demiş, “ Siz burada çayırda otlayıp duruyorsunuz, ben de çöplükte eşinip duruyorum. Vaktimizi, emeğimizi daha verimli kılmaya, daha müreffeh bir yaşam için gelin sizinle ekonomik - stratejik iş birliği tesis ediverelim, siz de kazanın ben de kazanayım.” İnek bu tekliften çok hoşlanmış.

- “ Olabilir tabii, teklifiniz nedir? ” diye sormuş inek. Tavuk yanıtlamış:

- " Yumurtası benden, sucuğu sizden sucuklu yumurta yapıp satalım! ” İnek bu ya, aklı yatmış! Tavuk başlamış folluğu yumurta  doldurmaya... Yeteri kadar yumurta stokladıktan sonra ineği çağırmış:

- “ Artık sucuklu yumurta imalâtına geçebiliriz. ” demiş. İnek, sucuklu yumurta satışından kazanacakları paranın rüyası içinde... “ Haydi Sevgili ESO (Ekonomik-Stratejik Ortak) çalışmaya başlayalım ” demiş. Birden iki üç adam peyda olmuş. İneği yere yıkıp bıçağı boynuna dayayınca inek ayılmış:

- “ Tavuk kardeş, bu ESO’ luk bana biraz pahalıya mal olacak galiba! ” Tavuk sinsi sinsi gülmüş:

- “ Biraz öyle olacak Sayın İnek Hazretleri!! Ama Ekonomik - Stratejik İşbirliği budur! Kimisi benim gibi yumurta uğruna kıçını yırtar, kimisi de sizin gibi canından olur... Bu iş başka türlü yürümez!” Gönderen: Bahattin ASLAN

İŞTE TARİH 

* Rus fizikçiler yerin 100 metre altında bakir tel  bulduklarını, bunun   ise atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin olduğunu kanıtladığını " duyurdular . Bu olaydan bir hafta sonra Amerikan gazetelerinde ilginç bir manşet: " Amerikan bilim adamları yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiber optik hatlar bulduklarını, bunun ise, Amerikan toplumunun Ruslardan  1000 yıl öncesinde gelişmiş dijital haberleşme sistemleri olduğunu söylediler... * Bir hafta geçmeden Türk gazetelerinde yeni bir manşet: " Türk bilim adamları yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını ve hiçbir şey bulamadıklarını, bunun ise atalarının 5000 yıl öncesinde mobil  telefon ve kablosuz iletişim sistemlerine sahip oldukları sonucuna vardılar.... "  Gönderen: Serra YILMAZ

 

OKTAY İLKOKULDA

Öğretmeni sınıfa kompozisyon yazacaklarını söyler;

- Konu " Bizim cici kedimiz " çocuklar. Başlayın!

En kısa kompozisyon Oktay' dan gelir:

- Bizim kedimiz yok!                                                                   Gönderen: Doktor Hâlis Refik AKBABA

 

 

 

KAPTAN KANCA


Limandaki barda bir denizci ve bir korsan sohbet etmekte, karşılıklı maceralarını anlatmaktadırlar. Korsanın tahta bacağını, elindeki kancayı ve bir gözünü kapatan bandı fark eden denizci sorar:
" Eee,bacagini nasıl kaybettin? "
Korsan anlatır:

 

 

 

 

" Denizin ortasında fırtınaya yakalanmıştık. Dev bir dalga beni güverteden aldı götürdü. Adamlarım beni gemiye çekerken bir grup köpek baliği ortaya çıktı ve aralarından biri bacağımı koparıverdi.."

 

 

 

 

" Korkunç..." diye sızlanır denizci,

 

 

 

 

 " Peki o kanca nedir? "
" A..., " diye devam eder korsan, " Bir ticaret gemisine yanaşmıştık, borda olmuştuk tabancalar patlıyordu, kılıçlar şakırdıyordu. O kargaşada elim koptu gitti... kimin yaptığını göremedim bile.."

 

 

 

 

 

" Aman Tanrım.. dehşet verici bir şey bu.... peki gözünün üstündeki bant nedir?"
" Bir martı geldi ve gözümün üstüne pisledi..." diye yanıt verir korsan.

 

 

 

 

" Yani gözünü bir kuş pisliği mi kör etti demek istiyorsun?" diye merakla sorar denizci.. " Ama nasıl olur?"

 

 

 

Korsan gayet sakin anlatır:

 

 

 

 

 

" Kancayı taktıkları ilk gündü, tamam mı? "                            Gönderen: Kaya KORELLİ

                                                                      Diğer bir ANEKDOT için

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt